İçindekiler 

  1. Giriş
  2. Günümüz Mahremiyet Hakları: Unutulma, Veri Silme ve Kayıtlardan Çıkarılma

   2.1 Unutulma Hakkı 

   2.2 Veri Silme Hakkı 

   2.3 Kayıtlardan Çıkarılma Hakkı 

  1. Dijital Ölümsüzlük veGriefTech Kavramı 

   3.1 Deadbotlar ve Griefbotlar Nedir? 

   3.2 Teknik Altyapı: Üretken YZ ve Derin Öğrenme 

  1. Etik Sorunlar

   4.1 Ölüm Sonrası Rıza Sorunu 

   4.2 Hatıranın Korunması ve Kimlik İhlali 

   4.3 Yas Sürecinin Manipülasyonu 

  1. Gerçek Dünya Vakaları
  2. Çözüm Önerileri: Dijital Vasiyet ve Ölüm Sonrası Mahremiyet Hakkı
  3. Sonuç
  4. Uygulama
  5. Kaynakça

 

Özet

Yapay zekâ teknolojilerindeki hızlı gelişim, ölüm sonrası dijital kimlik kavramını yeniden şekillendiriyor. Öncelikle şirketler üretken yapay zekâ modelleri ve derin öğrenme algoritmaları kullanıyor. Bu doğrultuda sistemler, ölen bireylerin ses kayıtlarını, metin mesajlarını ve görüntülerini işliyor. Böylece geliştiriciler “deadbot” veya “griefbot” adlı dijital kopyalar oluşturuyor. Her ne kadar şirketler bu teknolojilerin geride kalanlara teselli sunduğunu iddia etse de, aslında bu durum ciddi etik ihlallere zemin hazırlıyor. Çünkü bireyin rızası, hatırası ve sağlıklı yas süreci risk altında kalıyor. Bu nedenle çalışmamız, mevcut mahremiyet hakları çerçevesinde etik sorunları ele alıyor. Ayrıca çözüm önerisi olarak “Dijital Vasiyet” ve “Ölüm Sonrası Mahremiyet Hakkı” kavramlarını inceliyor. Son olarak araştırmamız, AB Genel Veri Koruma Tüzüğü’nü (GDPR) ve Türkiye Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nu (KVKK) karşılaştırmalı bir biçimde değerlendiriyor.

Anahtar Kelimeler: Dijital ölümsüzlük, grief tech, deadbot, griefbot, ölüm sonrası mahremiyet, dijital vasiyet, yapay zekâ etiği, unutulma hakkı.

1. Giriş

İnsanlık, tarihsel olarak ölümü geri dönüşü olmayan bir son olarak kabul etmiştir. Ancak günümüzde dijitalleşme ve yapay zekâ teknolojilerindeki son gelişmeler bu algıyı köklü biçimde sarsıyor. Zira insanların sosyal medya paylaşımları, e-postaları, sesli mesajları ve videoları gibi dijital izleri, ölümün ardından da varlığını sürdürüyor. Bugün teknoloji şirketleri bu dijital izleri sadece bir anı olarak bırakmıyor. Aksine, bu verileri üretken yapay zekâ ile işliyorlar. Neticede ölen kişinin “dijital ikizini” yaratıyorlar.

Uzmanlar bu alana “grief tech” (yas teknolojisi) adını veriyor. Özellikle bu alan, pandemi dönemindeki yoğun kayıplarla birlikte büyük bir ivme kazandı. Örneğin HereAfter AI, StoryFile ve Replika gibi platformlar, kullanıcıların ölen yakınlarıyla “konuşmasını” sağlıyor. Bunun yanında bazı organizatörler hologram teknolojisini kullanarak hayatını kaybeden sanatçıları sahnelere taşıyor. Hatta teknoloji sayesinde aile bireyleri dijital araçlarla adeta “hayata dönüyor”.

Ne var ki bu uygulamalar, günümüzde etik tartışmaların tam merkezine oturuyor. Mesela, kişi ölümünden sonra sesinin veya yüzünün kullanılmasına gerçekten onay verdi mi? Veya dijital bir kopya o kişiyi gerçekten tam anlamıyla temsil edebilir mi? Dahası, bireyler bu teknolojilerle sağlıklı bir yas süreci yürütebilir mi? Bütün bunlar henüz yanıt bekleyen sorular olarak karşımıza çıkıyor. Bu yüzden çalışmamız söz konusu etik sorunları detaylıca inceliyor. Ardından sorunları güncel mahremiyet haklarıyla ilişkilendiriyor ve uygulanabilir çözüm önerileri sunuyor.

2. Günümüz Mahremiyet Hakları: Unutulma, Veri Silme ve Kayıtlardan Çıkarılma

Araştırmacılar, dijital ölümsüzlük tartışmasını anlamak için öncelikle mevcut mahremiyet haklarını incelemelidir. Dolayısıyla işe yaşayan bireylerin haklarına bakarak başlamalıyız. Çünkü şirketler ölen bireylerin dijital izleri üzerinde hukuki sınırları zorlayan işlemler yapıyor. Bu durum, yasaların söz konusu hakları ölüm sonrasında da genişletmesini zorunlu kılıyor.

2.1 Unutulma Hakkı

Unutulma hakkı, bireylerin kişisel verilerinin kaldırılmasını talep etme hakkını ifade eder. Öyle ki bu hak arama motorlarını, platformları ve veri tabanlarını kapsar. Mahkemeler, 2014 tarihli Google Spain kararıyla bu hakkı uluslararası hukukta güçlendirdi. Ek olarak, GDPR’ın 17. maddesi hakkı kesin bir güvence altına aldı. Türkiye’de ise Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun (KVKK) 7. maddesi yasal dayanağı oluşturuyor. Özellikle ölüm sonrası bağlamda unutulma hakkı çok büyük bir önem kazanıyor. Kişi hayattayken verilerinin silinmesini bizzat talep edebiliyor. Peki kişi öldükten sonra bu hakkı kim kullanacak? Bununla birlikte süreçte hangi koşullar geçerli olacak? Bireyler dijital vasiyet düzenlemeleri yapmadığında, bu hakkın kullanımı tamamen belirsiz kalıyor.

2.2 Veri Silme Hakkı

Veri silme hakkı, temel olarak bir onay geri çekme işlemidir. Yani kişi, belirli bir platformdaki kişisel verilerinin temizlenmesini talep eder. Hukukçular bu hakkı GDPR’ın 17. maddesi ve KVKK’nın 11. maddesi üzerinden yorumlar. Fakat yürürlükteki düzenlemeler büyük ölçüde yaşayan bireyleri esas alıyor. Bu sebeple kanunlar ölen kişilerin verilerini yeterince korumuyor. Sonuç olarak platformlar bu verileri bazen kendi ticari amaçları için işlemeye devam ediyor.

2.3 Kayıtlardan Çıkarılma Hakkı

Hukukçular, kayıtlardan çıkarılma hakkını itiraz hakkı olarak da adlandırır. Kısacası bu hak, bireylerin kişisel verilerinin işlenmesine itiraz etmesini kapsar. Dolayısıyla sistem, birçok duruma karşı kullanıcıya bir güvence sağlar. Örneğin yasa, doğrudan pazarlama veya profil oluşturma gibi işlemleri engeller. Ancak grief tech uygulamaları bu açıdan büyük sorunlar yaratıyor. Çünkü teknoloji şirketleri, ölen kişinin ses ve görüntü kayıtlarını yapay zekâyı eğitmek için kullanıyor. Kesinlikle bu uygulama tam anlamıyla bireysel hakkın çiğnenmesi anlamına geliyor.

3. Dijital Ölümsüzlük ve Grief Tech Kavramı

3.1 Deadbotlar ve Griefbotlar Nedir?

Uzmanlar “Deadbot” veya “griefbot” terimlerini yapay zekâ tabanlı yazılımlar için kullanır. Geliştiriciler, ölen kişinin dijital izlerinden yararlanarak bunları üretir. Bu süreçte veri setleri olarak metin mesajlarını, ses kayıtlarını ve videoları alırlar. Nihayetinde bu yazılımlar kişinin kendine has iletişim tarzını simüle eder. Ayrıca sistemler farklı teknolojileri başarılı bir şekilde bir araya getirir. Öncelikle büyük dil modellerini ve ses sentezini entegre ederler. Ardından yapıya yüz animasyonu eklerler. Böylece son derece etkileşimli bir dijital kopya ortaya çıkarırlar.

Bu alanda HereAfter AI, StoryFile, Eternos ve Replika gibi uygulamalar öne çıkıyor. Bunun yanında bazı yeni girişimler, ölen yakınların WhatsApp konuşmalarını temel alıyor. Hatta aile üyelerinin sosyal medya paylaşımlarından faydalanarak doğrudan griefbot tasarlıyorlar. Örneğin 2021’deki Joshua Barbeau vakası oldukça çarpıcı bir vakadır. Barbeau, ölen nişanlısı Jessica’nın mesajlarından kişisel bir chatbot geliştirdi. Sonrasında bu girişimi medyaya ve topluma taşıdı. Bunun sonucunda kamuoyunda çok yoğun etik tartışmalar başladı.

3.2 Teknik Altyapı: Üretken YZ ve Derin Öğrenme

Deadbotların teknik altyapısı kendi içinde birkaç bileşeni barındırır. İlk olarak, metin tabanlı bileşen için büyük dil modelleri devreye girer. Geliştiriciler veri seti üzerinde ince ayar (fine-tuning) işlemini gerçekleştirir. Böylece kişiye özgü, benzersiz bir dil örüntüsü modellerler. İkinci olarak, ses sentezi bileşeni gerçek zamanlı ses üretir. Yazılımlar, kişinin ses kayıtlarını kullanarak ses modellerini eğitir. Mesela ElevenLabs ve Respeecher gibi popüler araçlar bu amaca hizmet eder. Son olarak, görüntü bileşeninde geliştiriciler derin sahte (deepfake) teknolojisini kullanır. Böylelikle durgun videolara animasyon ekleyerek onlardan etkileşimli bir dijital karakter oluştururlar.

4. Etik Sorunlar

4.1 Ölüm Sonrası Rıza Sorunu

Rıza kavramı bilişim etiğinin en temel ilkelerini oluşturur. Ne var ki deadbot teknolojilerinde rıza konusu çok derin bir kriz yaratıyor. Hayattaki bireyler verilerinin kullanımı için platformlara kolayca onay verebiliyor. Gerektiğinde bu onayı hızlıca geri çekebiliyorlar. Fakat aynı imkân doğal olarak ölüler için geçerli olmuyor. Kişi ölmeden önce şirketlere açıkça onay vermemiş olabilir. Hatta kendi sesinden yapay zekâ modeli tasarlanmasını kesinlikle istemeyebilir. Bu bağlamda şirketlerin onaysız kullanımı son derece ciddi bir etik ihlale yol açıyor. Aile bireylerinin veya yakın arkadaşların bu uygulamaları iyi niyetle kullanması sorunu maalesef çözmüyor. Aksine, bu durum başka birinin kimliği üzerindeki tasarruf hakkını gündeme getirerek yeni etik meseleler yaratıyor. Örneğin Maddocks (2020), yayımladığı çalışmalarda griefbotları şiddetle eleştirir. Bu yazılımların, kişinin ölüm sonrası özerkliğini açıkça ihlal ettiğini savunur. Ayrıca merhumun kimliğine yönelik mülkiyet hakkını da çiğnediğini ileri sürer.

4.2 Hatıranın Korunması ve Kimlik İhlali

Dijital kopyalar bireyi hiçbir zaman tam olarak doğru biçimde temsil etmez. Büyük dil modelleri sadece yüklenen mesajlaşma geçmişindeki kalıpları öğrenir. Oysa bu sığ veriler kişinin tüm benliğini ve derinliğini yansıtamaz. Sürekli olarak insani nüanslar ve ahlaki değerler eksik kalır. Böyle durumlarda bot, kişinin normalde asla kabul etmeyeceği yabancı görüşleri savunabiliyor. Veya kişiyi temsil etmeyen, sahte duygusal tepkiler sergiliyor. Sonuç olarak bu durum merhumun hatırasının sevdiklerine yanlış aktarılmasına yol açıyor. Üstelik arkasında çok ciddi kimlik ihlalleri doğuruyor.

4.3 Yas Sürecinin Manipülasyonu

Psikoloji literatürü yas sürecini çok net aşamalarla tanımlar. Bireyler kaybın gerçekliğini zamanla kabul eder ve yeni hayata uyum sürecine girer. Ancak deadbotların bu hassas sürece etkisi oldukça tartışmalıdır. Bir yanda teknoloji uzmanları bunun yeni bir bağlantı biçimi olduğunu savunuyor. Öte yanda bazı psikologlar patolojik yas riskini masaya yatırıyor. Zira bireyin gerçeklikten kopuşunu derinleştirme kaygısı oldukça ciddidir. Bu doğrultuda uzmanlar grief tech uygulamalarını şiddetle eleştiriyor. Sistemlerin sağlıklı yas sürecini sekteye uğratabileceğini belirtiyorlar. Ayrıca kişide bağımlılık benzeri davranışlara zemin hazırladığını öne sürüyorlar. Öte yandan ticari platformlar bu ürünleri bağımlılık yaratacak sürekli kullanım döngüleri üzerine tasarlıyor. Böylece kullanıcı, aylık abonelik modeliyle griefbotla etkileşime kesintisiz devam ediyor. Ne yazık ki şirketlerin bu politikası bir süre sonra istismar boyutuna ulaşıyor. Üstelik bu istismar, yas tutan bireye hem maddi hem de psikolojik bir yıkım getiriyor.

5. Gerçek Dünya Vakaları

Araştırmacılar deadbot teknolojilerinin toplumda nasıl çalıştığını anlamak için mutlaka gerçek dünyadan bazı örnekleri incelemelidir.

  • Joshua Barbeau Vakası (2021): Kanadalı yazar Barbeau’nun nişanlısı Jessica trajik bir şekilde beyin tümöründen öldü. Bunun üzerine Barbeau, onun tüm mesajlaşma geçmişini Project December platformuna yükledi. Böylece sadece GPT-3 tabanlı bir altyapı kullanarak kişisel bir chatbot oluşturdu. Barbeau bu şahsi girişimini kamuoyuyla açıkça paylaştı. Ardından toplumda, teknolojinin sınırlarını sorgulayan geniş bir tartışma başladı. Ancak Jessica’nın mesajlarının yapay zekaya aktarılmasına önceden onay verip vermediğini hiç kimse açıklamadı.

  • Samsung ve Koreli Anne Vakası (2020): Güney Kore’de küçük bir kız amansız bir hastalık olan kanserden öldü. Sonrasında bir televizyon programı, Samsung mühendisleriyle ortak, özel bir proje yürüttü. Birlikte kızın VR (sanal gerçeklik) ortamında yüksek çözünürlüklü dijital kopyasını yarattılar. Daha sonra acılı anne, sanal gerçeklik gözlüğüyle kızıyla konuşup ona dokunmaya çalıştı. Neticede televizyon ağı bu görüntüleri yayınladığı anda büyük kitlelere ulaştı. Şüphesiz bunlar izlemesi oldukça üzüntü verici anlardı. Aynı zamanda program, derin etik kaygılar yaratan distopik bir içerik olarak öne çıktı.

  • HereAfter AI ve StoryFile Platformları: Bu ticari platformlar kullanıcılara gelecekleri için çeşitli anı hizmetleri sunuyor. Süreç şu şekilde işliyor: Kullanıcılar hayattayken kendi hikâyelerini ve ses kayıtlarını bizzat sisteme yüklüyor. Böylece gelecekte aile üyelerinin, geride bıraktıkları bu dijital kopya ile “konuşmasını” sağlıyorlar. Her iki platform da kullanıcılardan peşinen ön rıza alıyor. Elbette bu açık rıza politikası oldukça olumlu bir adımdır. Ne var ki şirketlerin bu hassas veriyi ölümden sonra tamamen ticari amaçlarla işlemesi belirsizliğini koruyor. Çünkü platformların mevcut kullanım koşulları bu hukuki alanı hâlâ yeterince düzenlemiyor.

6. Çözüm Önerileri: Dijital Vasiyet ve Ölüm Sonrası Mahremiyet Hakkı

Akademisyenler ve hukukçular grief tech uygulamalarının yarattığı etik sorunlara acilen çözüm arıyor. Bu doğrultuda hukuki altyapı için iki temel çerçeve öneriyorlar. Bunlar “Dijital Vasiyet” ve “Ölüm Sonrası Mahremiyet Hakkı” kavramlarıdır.

Dijital Vasiyet: Bireylerin kişisel verilerinin ölümden sonra nasıl kullanılacağını önceden, net bir şekilde belirlediği hukuki düzenlemelerdir. Bu sistemde birey, sesinin yapay zekâ eğitiminde kullanılmasına resmen onay verebilir. İsterse bu tarz tüm kullanımları yaşarken açıkça reddedebilir. Ayrıca tüm sosyal medya hesaplarının kalıcı olarak silinmesini talep edebilir. Alternatif olarak hesapların bir “dijital anıt” formatında korunmasını isteyebilir. Bunlara ek olarak verilerinin ticari şirketlere satışı için kesin kısıtlamalar belirleyebilir. Günümüzde Facebook, Apple ve Google gibi teknoloji devleri kullanıcılara miras hesabı (legacy contact) özellikleri sunuyor. Fakat bu özellikler maalesef henüz çok sınırlı kalıyor. Çünkü bu kısıtlı sistemler, verilerin büyük dil modelleri ve yapay zekâ eğitimine yönelik kullanımını hiçbir şekilde kapsamıyor.

Ölüm Sonrası Mahremiyet Hakkı: Bu kavram, yasal mahremiyetin insan ömrüyle kısıtlı kalmamasını, ölümden sonra da devam etmesini savunur. Yani bir bireyin kişisel hakları, ölümünün ardından belirli bir süre daha hukuki geçerliliğini korumalıdır. Özellikle Almanya başta olmak üzere bazı Kıta Avrupası ülkeleri bu hayati konuda önemli adımlar attı. Bölgedeki hukuk sistemleri bu yönde sınırlı da olsa vatandaşlarına korumalar tanıyor. Buna karşılık GDPR’ın ölümden sonra uygulanması konusunda AB’ye üye devletler arasında büyük fikir ayrılıkları sürüyor. Türkiye’de ise KVKK, ölüm sonrası veri koruma konusunda tamamen eksik kalıyor. Zira mevcut yasa, bu alanda doğrudan, açık bir hukuki düzenleme içermiyor. Bu sebeple kanun koyucuların hukuktaki bu büyük boşluğu ivedilikle gidermesi gerekiyor.

Aynı zamanda teknik düzlemde şirketler ve otoriteler bazı proaktif yaklaşımları hızla hayata geçirebilir. Öncelikle tüm grief tech platformları yazılımlarında “rıza öncelikli tasarım” ilkesini mecburi olarak benimsemelidir. Ayrıca devletler, ölen kişilerin sesli ve görsel veri setlerinin üçüncü taraf şirketlere satışını kesinlikle yasaklamalıdır. Geliştiriciler piyasaya sürecekleri dijital kopya sistemlerini bağımsız gizlilik etki değerlendirmesine tabi tutmalıdır. Son olarak bağımsız ve yetkin etik kurullar, insan psikolojisini etkileyen bu uygulamaları zorunlu olarak, sürekli denetlemelidir.

7. Sonuç

Dijital ölümsüzlük ve grief tech girişimleri günümüzde son derece hassas konulardır. Aslında bu alan, yapay zekânın insan yaşamına nüfuz ettiği en derin, en duygusal cephelerden birini temsil ediyor. Teknoloji şirketleri deadbotları ve griefbotları topluma yepyeni bir teselli biçimi olarak pazarlıyor. Böylece sevdiklerini yitirmenin acısıyla baş başa kalan bireylere teknolojinin sınırlarını zorlayan imkanlar sunuyorlar. Ne var ki bu teknolojiler parlak vaatlerinin arkasında çok ciddi riskler getiriyor. Öncelikle bireyin ölüm sonrası rızasını tamamen göz ardı ederek kişisel kimliğini tehdit ediyor. Aynı zamanda insanın en doğal tepkilerinden biri olan sağlıklı yas sürecinin ahengini ve işleyişini bozuyor.

Çalışmamız bu yeni nesil etik sorunları kapsamlı bir şekilde inceledi. Ayrıca tartışılan sorunların yalnızca basit, teknik bir mesele olmadığını savundu. Dolayısıyla tüm toplumu yakından ilgilendiren bu konu, evrensel ve temel insan hakları çerçevesinde acilen ele alınmalıdır. Unutmamalıyız ki insanın en doğal hakkı olan mahremiyet hakkı, fiziksel ölümle birlikte bir anda son bulmaz. Bireyin, ardında bıraktığı dijital kimliği üzerindeki hakları muhakkak aynı şekilde sürmelidir. Kısacası bu temel haklar, bireyin ölümünün ardından da yasalar aracılığıyla güvence altında olmalıdır. Bu noktada literatüre giren “Dijital Vasiyet” ve “Ölüm Sonrası Mahremiyet Hakkı” kavramları çok büyük önem kazanıyor. Çünkü bu kavramlar mevcut yasal boşluğu kapatabilecek uygulanabilir, güçlü çerçeveler sunuyor. Aynı zamanda bu uygulamalar ahlaki ve etik açıdan da büyük bir tutarlılık sergiliyor.

Günümüzde yapay zekâ, sınır tanımadan toplumun her kesimine ve her anına hızla yayılıyor. Artık toplum olarak bu teknolojilerin sadece hızına ve işlevselliğine tek taraflı odaklanamayız. Bunun yerine, yeniliklerin getirdiği etik boyutlara, psikolojik etkilere ve insani sınırlara da öncelik vermek zorundayız. Bu ortak amaçla  yasal düzenleyiciler, büyük teknoloji şirketleri, sosyologlar ve araştırmacılar mutlaka eşgüdümlü bir iş birliği yapmalıdır. Ancak bu sayede insanın giderek büyüyen dijital mirasını gelecekteki olası ihlallerden koruyabiliriz. Sonuç olarak sergilenecek bu ortak çabayla, teknolojiyi insan onuruna yaraşır kılan kapsamlı, adil ve tutarlı bir etik çerçeve oluşturabiliriz.

8. Uygulama

Bu uygulamada, sıkça kullanılan internet sitelerinin kullanım koşulları dedektör ile taranıp olası riskler tespit edilecek ve risk skoru belirlenecektir.

Uygulama adresi: https://kocyusuf.com/projeler/dijital_vasiyet_dedektoru/

9. Kaynakça 

 

Creative Commons Lisansı
Bu eser Yusuf Koç tarafından Creative Commons Atıf 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.

Bu içerik 01.06.2026 tarihinde https://plagiarismdetector.net/ adresinde üç parça olarak benzerlik incelemesinden geçmiştir.

1: 97% Unique

2: 97% Unique

3: 90% Unique

Bu içerik 01.06.2026 tarihinde https://humanizeai.pro/detector adresinde yapay zeka içerik incelemesinden %3AI – %97Human oranında geçmiştir.