Cahit Cengizhan

MESLEK KAVRAMI VE BİR MESLEK ALANI OLARAK EĞİTİM-ÖĞRETİM

BİR MESLEK ALANI OLARAK EĞİTİM-ÖĞRETİM

      Toplumda genel olarak bütün uğraşları “meslek” olarak görme eğilimi bulunmaktadır. Ancak toplumsal yaşamda kabul gören bütün uğraşlar meslek olarak görülebilir mi? Aşağıda meslek kavramı ve bir uğraşın meslek sayılabilmesi için taşıması gereken bazı özellikler yer almaktadır.

   Meslek Kavramı

     Batı dünyasında meslekler, alınan eğitim düzeyi ve yapılan görevlerin niteliğine göre, “Uzman Meslekler (professions)” ve “Beceriye Dayalı Meslekler (Vocations)” olarak sınıfl andırılmaktadır (Kuzgun, 2000,1)

   Bir meslek sahibi olmak, sağlıklı bir gelişime sahip bütün bireyler için çok önemlidir. Meslek kişinin kimliğinin en önemli kaynaklarından biri olarak, toplumda saygı görmesine, başkaları ile ilişki kurmasına, toplumda bir yer edinmesine ve işe yaradığı duygusunu yaşamasına olanak veren bir etkinlik alanıdır (Kuzgun, 2000, 2).

      Meslek kavramının tanımlanmasında önemli anlaşmazlıklar bulunmaktadır. Bazıları ekonomik sonuç doğuran yani para kazanmak için yapılan bütün etkinlikleri meslek olarak tanımlarken, bazıları meslek kavramının kapsamını bu kadar geniş tutmaktan yana davranmamakta ve bir uğraşının meslek sayılabilmesi için bazı koşulları taşıması gerektiğini savunmaktadırlar. (Aydın, İnayet. EĞİTİM VE ÖĞRETİMDE ETİK  TBMM. 1. Baskı: Kasım 2003)

     Meslek; insanlara yararlı mal ve hizmetler üretmek ve bunun karşılığında para kazanmak için yapılan, belli bir eğitimle kazanılan sistemli bilgi ve becerilere dayalı, kuralları toplumca belirlenen ve etik değerleri kapsayan etkinlikler bütünüdür (Kuzgun, 2000, 3).

Bayles’e göre bir mesleğin temel özellikleri:

a) Yoğun bir eğitim ve yetiştirme gerektirmesi,

b) İşin bir ampirik ve objektif yaklaşıma dayalı olması,

c) Toplumda önemli bir işlevi yerine getiriyor olması,

d) Bir etik ilkeler dizisine bağlı olarak yapılmasıdır (Mc Cormick, 1995, 38).

Bernard Barber’e göre ise bir uğraşın meslek sayılabilmesi için şu özellikleri taşıması gerekmektedir:

1) Genel ve sistematik bilgi,

2) Toplumun ihtiyaçlarına yönelik olma,

3) Etik ilkelerin içselleştirilmesi ile sağlanan bir özdenetim,

4) Ulaşılmak için çaba sarfedilen sembolize edilmiş ödüller (Sokolowski, 1991,23).

Açıklamalar analiz edilecek olursa bir mesleği meslek yapan genel özellikleri aşağıdaki gibi ortaya koymak mümkündür:

  1. Bir meslek toplumun kaçınılmaz olan bir gereksinimini karşılar: Örneğin sağlık, güvenlik, eğitim gibi toplumsal gereksinimler her toplumda bu hizmetleri sunacak meslekleri gerekli kılmaktadır
  2. Meslek kişinin salt kendi doyumu için değil aynı zamanda başkalarının yararı için de yapılan bir uğraştır: Örneğin bir doktor mesleğini sadece hizmetinin karşılığında aldığı para için değil, insanlara sağlıklarını kazandırmak için de yapar. Bir öğretmen okuma yazma öğrettiği öğrencilerin yaşamlarını yönetme becerilerinden mutluluk duyar. Bir polis güvenli ve huzurlu bir toplum yaşamı için gösterdiği çabalardan dolayı insanların mutluluğuna katkıda bulunmuş olur
  3. Meslek sistemli bir eğitimle kazanılmış özel bilgi ve becerilere dayalıdır: Bir mesleğin meslek olabilmesi için mesleğe girmeden önce kişilerin bu mesleği icra edebilmeyi sağlayan bilgi, beceri ve tutumları kazanmış olmaları gereklidir. Burada meslek elemanı toplum tarafından bir “uzman” olarak görülmekte ve o hizmette kişiye tam bir güven duymaktadır. Örneğin bir doktora gittiğimizde onun bu mesleğin gereklerini eksiksiz ve kusursuz olarak bildiğini kabul ederiz. Bu nedenle meslek elemanlarının iyi bir eğitimden geçmiş olmaları gereklidir.
  4. Meslekler araştırma ve deneylerle geliştirilerek zamanla kendine özgü tekniklere sahip olurlar: Meslekler de insanlar gibi araştırma ve deneyler sonucu belli bir bilgi ve kültür birikimine sahip olur. Eğitim yolu ile kuşaktan kuşağa aktarılan bu bilgi birikimi zaman içinde mesleğe özgü tekniklerin gelişmesine ya da süreç içinde yeni tekniklerin keşfedilmesine yol açar
  5. Meslekler maddi kazanç elde etmek için yapılan uğraşlardır: Meslek üyeleri yaşamlarını mesleklerinden elde ettikleri yasal gelir ile sürdürürler. Ancak insanlar sadece para için çalışmazlar. Mesleki etkinlikler içerisinde insanlar bir şeyler üreterek kapasitelerini kullanma ve geliştirme olanağı bulurlar, bundan haz duyarlar. İşte bu nedenledir ki yaşamak için paraya ihtiyacı olmayan insanların da bir meslek sahibi olup çalıştıklarını ya da geliri az bir mesleği geliri çok olan bir mesleğe tercih ettiklerini görmekteyiz.

Mesleklerin toplumca kabul edilmiş etik değerleri ve ilkeleri vardır: Meslek olarak kabul edilecek bütün uğraş alanlarının kendine özgü değer ve etik ilkeleri vardır ve bu mesleğin üyeleri bu değer ve ilkeler doğrultusunda davranırlar. Örneğin hekimlik mesleğinin temel değeri insan yaşamı; hukukçuluğun temel değeri adaletin yerine gelmesi; öğretmenliğin temel değeri öğrencilerin gelişimi; polisliğin temel değeri toplumun güven ve huzurunun sağlanmasıdır. Bu temel değerleri iyi kavrayan meslek üyeleri mesleklerini icra ederken bunun dışına çıkamazlar ve mesleğin etik ilkelerine göre davranırlar. Buna uymayan meslek elemanları meslektaşları tarafından bazı yaptırımlara çarptırılırlar. (Aydın, İnayet. EĞİTİM VE ÖĞRETİMDE ETİK  TBMM. 1. Baskı: Kasım 2003)

BİR MESLEK OLARAK EĞİTİM-ÖĞRETİM

Eğitim, insanoğlunun öğrenme yeteneğinin oluşmaya başlaması ile ortaya çıkmış ve yaşamı boyunca da devam eden bir süreçtir. İnsanın eğitilebilir bir varlık olması bu konuda önemli bir arayış ve bilgi birikimini de beraberinde getirmiştir. (Aydın, İnayet. EĞİTİM VE ÖĞRETİMDE ETİK  TBMM. 1. Baskı: Kasım 2003)

Eğitim ve insan ilişkisi, üzerinde ciddi olarak durulması gereken bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsan, kalıtsal güçlerle doğan; çevresi ile bu güçlerini değerlendirerek yüceltebilen, bunlarla yeni değerler yaratabilen bir canlıdır (Başaran, 1994, 12).

Diğer yandan eğitim bireye kişilik, değer ve yetenek kazandırdığı için bireysel; bireyi toplumsallaştırdığı, toplumsal değerleri koruma, değiştirme ve yenileme işlevlerini yerine getirdiği için de toplumsal bir etkinlik olarak ele alınmaktadır (Bilhan, 1991, 8).

Eğitim ve öğretim kavramları içerikleri gereği iyi tanımlanması gereken ve kendi içlerinde iddialı kavramlardır. Eğitim genel anlamda bireyde davranış değiştirme süreci olarak tanımlanır. Varış’a göre (1981) eğitim yolu ile bireylerin amaçları, bilgileri, davranışları, tavırları ve ahlak ölçüleri değişir. Ertürk (1972) eğitimi, bireyin davranışlarında kendi yaşantısı yoluyla ve kasıtlı olarak istendik değişme meydana getirme süreci olarak tanımlamıştır. Demirel’e göre ise eğitim, bireyde kendi yaşantısı ve kasıtlı kültürlenme yoluyla istenilen davranış değişikliğini meydana getirme sürecidir (Demirel, 1999, 5).

Eğitim kavramının temellendiği İngilizce bir terim olan “education” sözcüğü, çift kaynaklı ve çift anlamlı bir kavramdır. Latince kökleri “educare” beslemek, “educere” dışarı çekmek, bir şeye doğru götürmek anlamlarına gelmektedir. İki kavramın ortak anlamı ise “yetiştirmek”tir. Latince kökeniyle eğitim, insanı bilgiyle beslemek; ondaki olanakları dışarı çekmek, ortaya çıkarmak için yetiştirmek demektir (Bilhan, 1994, 52).

Stuart Mill eğitimi, “her kuşağın kendisini izleyecek olanlara o güne kadar ulaşılmış gelişme aşamasını korumak ve olanaklı ise yükseltmek niteliğini kazandırmak amacıyla verdiği kültür” olarak tanımlamaktadır. Littre’ye göre ise eğitim “kazanılan zihin veya el becerilerinin türü ve gelişen ahlaksal niteliklerinin bütünüdür (Bilhan, 1994, 54).

Eğitim, insanın kendi başına kazandığında, edindiğinde çok uzun zaman alacak olan bilgi ve becerileri çok daha kısa sürede insana kazandırmak için vardır. Bu anlamda eğitim geçmiş kuşakların birikimlerini kısa sürede ve düzenli biçimde insana kazandırmak için gereksinim duyulan bir etkinliktir (Başaran, 1994, 35).

Başaran’a göre eğitim, disiplin gerektiren bir alandır ve eğitimde disiplin, eğitilene hangi davranışın yapılması gerektiğini öğretmek; eğitilenin bu davranışları yapıp yapmadığını denetlemek, beklenenden iyi yaptığında onu ödüllendirmek; beklenenden kötü yaptığında da ceza vermektir. Bu anlamda disiplin öğretmek demektir. Disiplinin sonucu da öğrenme ile eş anlamlıdır (Başaran, 1994, 34).

Genellikle eğitim ve öğretim kavramları karıştırılan ya da birbirinin yerine kullanılan kavramlardır. Bu iki kavram arasında bir ayrım yapmak gerekirse, bireyin yaşam boyu süren eğitiminin okulda, planlı ve programlı olarak yürütülen kısmı bireyin “öğretimini” oluşturmaktadır. Bu durumun birey açısından dile getirilmiş hali “öğrenim”dir. Eğitim ise, zaman ve mekan yönünden kapsamlı, sürekli ve çok boyutludur. Eğitimde bilgi dahil her türlü “yaşantı” üzerinde durulur. Bu yaşantılar rastlantısal olabilir ve aynı zamanda bu yaşantılar eğitsel olabilir (Varış, 1994, 13).

Eğitim bir kamu hizmetidir ve eğitim, resmi anlamda kişilerin değerler, yetenekler ve bilgi bakımından eğitildiği toplumsal kurumlar olan okullarda verilir. Bir okulda, öğretim konusunda uzman olan öğretmenler ve diğer görevliler bulunurlar. (Aydın, İnayet. EĞİTİM VE ÖĞRETİMDE ETİK  TBMM. 1. Baskı: Kasım 2003)

Eğitim için oluşturulan kontrollü mekana okul adı verilmiş; öğretme ve öğrenme için resmi roller belirlenerek öğretmen ve öğrenciler bu rolleri üstlenmiş; öğretim amacıyla resmi programlar hazırlanmıştır. Bu biçimde toplumsal, siyasal ve kültürel “kodların” iletilmesi görevi resmen okullara verilmiştir. (Kaplan, 1999, 15).

Okul kavramı, kurumsal amaçları gerçekleştirmesi beklenen kişilerin işleri ve birbirleri ile olan etkileşim biçimleri tarafından nitelenen toplumsal bir sistem olarak tanımlanmıştır (Lunenburg, 1995).

Tarihsel süreç içinde okullar bürokratik yapılara dönüşmüştür. Okulun bir bürokratik yapı olmasının temel belirleyicileri büyük, karmaşık, çok düzeyli toplumsal kurumlar olmaları ve tam zamanlı profesyonellerin okullarda görev yapmalarıdır. Okulun bürokratik bir yapıya dönüşme süreci, modernizmin bir olgusudur ve kapitalist ekonomik sistem, politik ulus devletlerin ortaya çıkması, sanayileşme ve kentleşme sonucu ortaya çıkan demografik değişmelerin eşlik ettiği bir oluşumdur (Bennet de Marrais ve Le Compte, 1995).

Okul denen bürokratik örgüte toplumlar pek çok görevler yük-lemişlerdir. Bütün devletler eğitim sisteminin okullar aracılığı ile gerçekleştirmesini istedikleri beklentileri, eğitim yasalarında belir-lemişlerdir. Bu amaçlar dikkatle incelendiğinde temel olarak dört boyutta ele alınabilir. Bunlar “İyi insan”, “iyi yurttaş”, “iyi üretici” ve “iyi tüketici” yetiştirmektir. Örneğin Downey, Seager ve Slage (1960) Amerikan eğitiminin amaçlarını, dolayısı ile kamu okullarından beklentileri şöyle belirlemişlerdir (Lipham, Rankin ve Hoeh, 1985)

  1. Entelektüel Boyut

    1.Bilgi sahibi olma: Bilgi ya da kavramlar açısından birikimli olma

    2.Bilgiyi iletişimle paylaşma: Bilgiyi elde etme ve iletme becerisi

    3.Bilginin yaratılması: Yaratıcılık ve ayırt etme

    4.Bilgiyi isteme: Öğrenme aşkı

  2. Toplumsal Boyut

    1.İnsandan insana: Gündelik ilişkilerde işbirliği

    2.İnsandan Devlete: Sivil haklar ve ödevler

    3.İnsandan ülkeye: Bireylerin vatanlarına sadakati

    4.İnsandan dünyaya: Kişiler arası ilişkiler

  3. Kişisel Boyut

    1.Fiziksel: Sağlıklı ve gelişmiş bir beden

    2.Duygusal: Zihinsel sağlık ve tutarlılık

    3.Etik: Ahlaki dürüstlük

    4.Estetik: Kültürel ve boş zaman etkinlikleri ile uğraşma

  4. Verimlilik Boyutu

    1.Mesleki rehberlik: Bilgi verme ve seçim

    2.Mesleki hazırlama: Yetiştirme ve yerleştirme

    3.Ev ve aile. Ev işleri ve aile

    4.Tüketici: Kişisel satın alma, bütçe ve yatırım

      Ülkemizde de başta Anayasa olmak üzere eğitim ile ilgili yasalar, eğitim sistemi ve okullarımızdan ne gibi amaçları gerçekleştirmeleri gerektiğini açıkça ortaya koymuştur.

      Hemen hemen her toplumun okul denilen kurumdan beklentileri birbirine benzer nitelikler taşımaktadır. Diğer taraftan farklı eğitim felsefesi yaklaşımları da okullardan farklı amaçları gerçekleştirmesini beklemektedir. Buna göre beş temel yaklaşım olan hümanizm, varoluşçuluk, toplumsal gerçekçilik, deneyselcilik ve yeniden yapılanmacılık yaklaşımlarının okul amaçları Tablo 1’de verilmiştir (Kowalski ve Reitzug, 1993).

FELSEFİ YAKLAŞIM

OKULUN AMAÇLARI

HÜMANİZM

Dünya değişmez, okulun amacı değişmeyen evrensel gerçekleri aktarmak ve zihinleri geliştirmektir

VAROLUŞÇULUK

Dünya yavaş yavaş gelişmektedir ve değişmektedir, okulun amacı varolan kültürel ögeleri aktarmak ve geçmiş tarih tarafından oluşturulan her şeyin tanınmasını  sağlamaktır.

TOPLUMSAL

GERÇEKÇİLİK

Okulun amacı halen mevcut olan düşüncelerin ve değerlerin öğrencilere aktarılığından emin olmak ve onların topluma uyum sağlamalarına yardım etmektir. Şu anki toplum öğretim programının kaynağıdır.

DENEYSELCİLİK

Değişme kaçınılmazdır, okulun amacı

problem çözebilecek eleştirel düşünen bireyler yetiştirmektir.

YENİDEN

YAPILANMACILIK

Değişme kaçınılmazdır, okulun amacı gelecekteki toplumun neler istediğine karar vererek, öğrencileri toplumu gelecekteki duruma dönüştürebilecek şekilde hazırlamaktır.

Kaynak: (Kowalski ve Reitzug, 1993).

    Tablo 1’de görüldüğü gibi tüm yaklaşımlar okul denilen kuruma farklı amaçlar yüklemektedir. O halde okul bu amaçlardan hangisini başarmalıdır? Bu sorunun yanıtı elbette toplumların tercihlerine göre tamamen değişmektedir.

(Aydın, İnayet.  EĞİTİM VE ÖĞRETİMDE ETİK  TBMM. 1. Baskı: Kasım 2003)

 

 

 

Kaynaklar;

WordPress Instant Gallery: Photo by jesse orrico

Pegem Akademi, Pegem Akademi Dosyalar/ Dökümanlar, eğitim öğretim de etik.indb  PDF alıntı.

Prof. Dr. İnayet AYDIN

EĞİTİM VE ÖĞRETİMDE ETİK

ISBN 978-975-8792-09-2DOI 10.14527/9789758792092

Kitap içeriğinin tüm sorumluluğu yazarlarına aittir.

© 2018, PEGEM AKADEM

Baskı: Kasım 2003,

AnkaraBaskı: Ocak 2018, Ankara

Pegem A Yayınları®, 2003

Exit mobile version