Cahit Cengizhan

DİJİTAL ETİK VE BİLGİ TOPLUMU BİREYİN ETİK SORUMLULUKLARI

İÇİNDEKİLER

Giriş

Dijital Vatandaşlık Nedir?

Dijital Vatandaşlığın Boyutları

Dijital Etik Boyutu

Bireyin Etik Sorumlulukları

İş Etiği

Medya ve Etik

Eğitimde İnternet Kullanımı ve Etik Sorunlar

Sosyal Medyada Mahremiyet

Sonuç

Kaynakça

 

GİRİŞ

İnternetin günlük hayatımızın bir parçası olduğu bir çağda yaşıyoruz. İnterneti birçok şey için kullanıyoruz: Araştırma yapmak, uzaktan öğrenme, aile ve arkadaşlarla bağlantı kurmak, alışveriş yapmak, yemek tarifleri aramak ve bankacılık yapmak. İnternet hayatı kesinlikle daha verimli hale getirmiş olsa da, dijital dönüşüme ayak uydurmak zor olabilir. Peki bizler yaşadığımız çağın dijital vatandaşları olarak ne yapacağız, sorumluluklarımız nelerdir?

Dijital Vatandaşlık Nedir?

Dijital vatandaş bilgi ve iletişim kaynaklarını kullanırken eleştirebilen, online davranışlarının etik sonuçlarını bilen, ahlaki online kararlar alabilen, teknolojiyi kötüye kullanmayan, dijital dünyada iletişim kurarken ve işbirliği yaparken doğru davranışı teşvik eden vatandaştır.

Dijital vatandaşlık, dijital ortamda pozitif, eleştirel ve yetkin bir şekilde etkileşime girme, etkili iletişim ve yaratma becerilerini kullanarak, teknolojinin sorumlu kullanımı ile insan haklarına ve onuruna saygılı sosyal katılım biçimlerini uygulama becerisi anlamına gelir. (Nurhan DEMİREL, 19 Nisan 2019)

Dijital Vatandaş;

Dijital iletişim kurabilen,

E devlet uygulamalarını kullanabilen,

Dijital alışveriş yapabilen,

Dijital ortamda üretim yapabilen,

Dijital ortamdan eğitim alabilen ve bu davranışları yaparken etik kurallarına uyan hak ve sorumluluklarının bilincinde olan kişidir.

Bilgi ve iletişim kaynaklarını kullanırken eleştirebilen,

Çevrim içi yapılan davranışların etik sonuçlarını bilen,

Ahlaki olarak çevrim içi kararlar alabilen,

Teknolojiyi kötüye kullanmayarak başkalarına zarar vermeyen,

Sanal dünyada iletişim kurarken ve iş birliği yaparken doğru davranışı teşvik eden vatandaştır.

(Mehmet ÇOLAK, 29 Kasım 2017)

Dijital Vatandaşlığın Boyutları

 

 

Dijital Erişim: Tüm vatandaşların elektronik topluma tam katılımın sağlanmasıdır.

Dijital İletişim: İletişimin teknolojik araçlarla yapılmasıdır. Örneğin, e-posta, cep telefonu, anlık mesajlaşma, sosyal medya.

Dijital Etik: Sanal ortamda etik kurallarına uyulması gerektiğinin farkında olunmasıdır. Örneğin, sanal küfürleşme, hakaret içeren yorumlar gibi birçok olumsuz kavram sunan dijital dünya, her bireyin bilinçli bir İnternet kullanıcısı olması gerekliliğini kaçınılmaz hale gelmiştir.

Dijital Kanun: Sanal dünyada yapılan işlerden yasal olarak sorumlu olunduğunun ve bu işlerin kanunlarla yaptırım altına alındığı anlamına gelir. Örneğin, ülkemizde yasa dışı organ ve uyuşturucu satışı, intihara meyilli hale getiren Web siteleri ve kumar gibi faaliyetlerin sanal dünyada yapılması kanunen yasaktır ve ceza gerektirir.

Dijital Haklar: Herkes İnternet ortamında kendini özgürce ifade edebilecek haklara sahiptir. Örneğin, Forum sitelerinde görüş ifade etme, tartışma ortamlarına katılma gibi haklar kısıtlanamaz.

Dijital Sağlık: Dijital dünyada hem psikolojik, hem de fiziksel yönden sağlığı olumsuz etkileyecek faktörlerin bulunabildiğini bilmektedir. Örneğin; a-sosyal yaşam, göz sağlığı, içe kapanıklık ve fiziksel bozukluklar (bel ve sırt ağrıları), tekrarlayan stres sendromu gibi.

Dijital Güvenlik: Bireyin sanal ortamda kendi güvenliğini sağlayacak önlemleri alması ve risklerin bilincinde olmasıdır. Örneğin; başkalarının bilgilerini izinsiz kullanma, virüs oluşturma, istenmeyen posta gönderme, birilerinin bilgilerini veya mallarını çalma vb. faaliyetlerin farkına vararak gereken güvenlik tedbirlerinin alınması (antivirüs programları, filtreleme programları vb.)

Dijital Ticaret: Günlük hayatta yaptığımız alış-veriş, ürün satın alma gibi işlemlerin elektronik ortamlarda gerçekleştirilmesidir.

Dijital Okuryazarlık: Teknoloji ve Teknoloji Kullanım Bilgisine Sahip Olmak demektir. (Muhammet Resul ERTUĞRUL, 19 Ekim 2015)

Bireyin Etik Sorumlulukları

Kişisel etik sisteminin en önemli temsilcilerinden olan Martin Buber, kişisel etiğin kaynağının bireyin içinden gelen ses (vicdan) olduğunu savunur. Kişisel etik, kişinin toplum içerisindeki bireysel duruşunu belirler. Bu etik anlayış bireyin ahlaki alt yapısını temel alır. Bireyin yaşadığı ve çevresinde yaşanan olaylar karşısında gösterdiği tepkiler ya da koyduğu tavırdır. Bireyin kendine dönmesi ve kendini kusursuzlaştırmak için gereksinim duyduğu gücü, kendi vicdanından almasını sağlayarak, bireyin karşılaştığı özel durumlarda doğru kararlar vermesinde yarar sağlayabilir. Kişisel etiğin özellikleri: Kişisel etik, gerçeğin doğrunun sadece zekâdan değil bireyin içinden geldiğini savunur. Doğruluk ve etik davranışlar herkesin içinde vardır. Kişisel etik bireyin kendisine dönmesini sağlar. Bireyin karşılaştığı durumlarda doğru ve yanlış kararlar vermesi kendi vicdanına bağlıdır. Bireyi amacına ulaştıracak davranış etik olmalıdır. Burada Mahcivelle’nin düşüncesine terstir. Yaşamda belli kuralların olamayacağı pek çok durum söz konusudur. Birey bir grupta yer aldığı için, haksızlığa göz yummaz. Birey özgürleştikçe kendi etik standartlarını geliştirir. Birey sadece kendi çabaları ile kusursuzluğa erişir. Başkaları bunu kişi adına yapamaz. Bireyler hayatları boyunca geliştikleri için, yeni değerler edinirler. (Meslek Etiği, Syf: 7-11)

İş Etiği

İş etiği, genel olarak iş dünyasındaki doğru ve yanlış davranışlar olarak tanımlanmaktadır (Arıkan, 1995: 173). İş hayatında paydaşlar tarafından belirlenen davranışları değerlendirmeğe yardımcı olan standartlar olarak da ifade edilen iş etiği (http://www.insankaynaklari.com) Özgener’ e (2002: 177) göre, ekonomi ve iş dünyasının sağladığı olanaklar doğrultusunda sağduyulu seçimler yapmamızda yol gösteren ilke ve değerleri inceleyen bir disiplin olarak ele alınmaktadır. Başka bir tanımlamaya göre iş etiği iki ayrı bakış açısıyla ele alınmaktadır. Bunlardan ilki iş etiğinin, fenomeni ahlâkî açıdan tanımlamaya ve açıklamaya çalışan bir araştırma kolu olduğunu belirtmektedir ve uygulamalı iş etiği olarak adlandırmaktadır. Diğer bakış açısı ise, iş hayatında insan değerlerinin eskisinden daha iyi ortaya konması için iş hayatı uygulamalarının nasıl değiştirilip, geliştirilebileceği konusunda talimatlar ve tavsiyeler sunan, iyi ile kötü, doğru ile yanlış arasındaki bağlantıları, yani ahlâkî kavramların meta-analizi uygulamasını, iş hayatı fenomeninin göz önüne alınmasını araştırdığını vurgulamaktadır. Bu da normatif iş etiği olarak ifade edilmektedir (Takala, 2005).

Yukarıdaki tanımlamalara göre iş etiğinin çok net bir şekilde ifade edilemediği söylenebilir. Bunun nedeni olarak da “iş” kavramının toplumdaki fonksiyonlarının net bir şekilde tanımlanmaması ve özel girişimlerde ve kâr maksimizasyonunda “iş” tanımlanırken “etiğin” tanımda vurgulanmaması gösterilebilir (Primeaux ve Stieber, 1994: 287- 288). Bu nedenle aşağıda belirtildiği gibi “iş etiğine” farklı anlamlar yüklenebilmektedir (Özgener,2004: 53- 56):

İş etiğinin varlık sebebinin tam olarak anlaşılamaması kavramsal kargaşalara neden olabilir. Bu iş etiği konusunda yapılan uygulama ve yeni açılımları kısıtlayabilir. Dikkat edilmesi gereken en önemli konu toplum etik algısının geliştirilerek iş etiği yaklaşımlarının benimsetilmesidir. Ancak bu şekilde iş kanunundaki yanlış anlaşılmalarının önüne geçilebilir. (Yrd.Doç.Dr.Çetin BEKTAŞ [1] , Dr.Mehmet Ali KÖSEOĞLU [2])

Medya ve Etik

ETİK TEORİLERİ

Etik erdemin felsefi incelenmesidir. Etik araştırma alanına verilen isimdir; ahlaklılık veya erdem ise araştırmanın nesnesinin/konusunun ismidir. Erdem belli bir yer ve zamanda belli bir grupta, cemaatte veya toplumda kabul edilebilir davranış kodlarıdır. Birbiriyle ilişkili birkaç kod türü vardır:

(a) Yasal: Yasal kodlar belli bir grupta minimum kabul edilebilir davranışı temsil ederler.

 (b) Ahlak/erdem kodları: Bu kodlar daha geniş davranışsal kontrol takımlarıdır. Toplum genellikle bu kodların ihlaline karşı, bir yasanın ihlalindekinden daha 6 İrfan Erdoğan toleranslıdır.

(c) Görgü kodları: Toplumun çok daha geniş davranışsal beklentilerini temsil eden kodlardır (örneğin kibarlık, centilmenlik gibi). Tüm bu kodlar toplumda insanların davranışlarını kontrol etmek için vardır. Etikle uğraşanlar şu ve benzeri sorulara yanıt ararlar:

(a) Ahlakın dayanakları nelerdir: Neden insanlar bir davranışı doğru ve diğerini yanlış, birini yapılabilir diğerini yapılmaması gerekir diye düşünmektedir? Ahlaksal önsezilerimizin kaynağı nedir?

(b) Ahlaksal önsezilerimizi sistematik olarak haklı çıkartabilir miyiz? Hangi eylemler gerçekte doğru, yanlış ve izin verilebilir; onların doğru veya yanlış olduğunu nasıl biliyoruz?

(c) Ahlak kodları/kuralları nesnel mi yoksa görece mi?

(d) Ahlakın dili nasıl çalışır? Örneğin, doğru ve yanlış gibi kelimeler ne anlama gelir? Bu dört soru töre/etik bilimin temelini, ana sorunsallarını oluşturur. Etik (ahlak ve erdem) belli zaman ve yerde yaşayan bir grup, cemaat veya toplumda kabul edilebilir olan davranış kodlarını ifade eder. Felsefenin alt dalı olan etik iki ana dala sahiptir:

(a) Normatif etik: Erdemli yaşamın nasıl olması gerektiğini belirten kodlardır. Normatif etik teorisi ahlaksal kodların sistemli açıklanması ve haklı çıkarılması ile ilgilenir. Normatif etik yukarıdaki ilk iki soruyu ele alır; ahlaksal önsezilerimizin kaynağı ve haklı çıkarılması ile ilgilenir: Ahlaklı yaşamın nasıl yaşanması gerektiğini anlatır.

(b) Normatif olmayan etik: moral sistemlerin mantığının ve dilinin sistemli incelenmesidir; ahlak sistemlerinin nesnelliğinin sistemli incelenmesidir. Erdemli yaşamın nasıl olmasıyla ilgilenmez (Şekil 1).

Normatif etik üç gruba ayrılır:

(a) teleolojik etik (consequentialism);

(b) deontolojik etik:

(c) Erdem etik. Teleolojik kavramı, sonuçlar hakkında rasyonel düşünme anlamına gelir. Teleolojik etik anlayışına göre, bir eylemin sonucu, onun ahlaksal statüsünü belirler (Şekil 2).

Dolayısıyla, sonuç kullanılan yolları ve araçları meşrulaştırır; eğer eylemin sonucuyla iyi gelirse, bu eylem doğrudur. Elbette burada ilk akla gelen sorular: İyi sonuç nedir? Kim buna nasıl karar verir? Bu iyi sonuç kimin için iyi sonuç? Bu sorulara yanıt farklı biçimlerde verilmiştir. “İyi” sonuç “alınan zevk” ile eşleştirilmiştir. Kimin için sorusuna birey ve çoğunluk yanıtı verilmiştir. Etiksel egoistler, hedonistler ve faydacılar ahlaksal sorumlulukların iyi sonuçlar tarafından belirlendiği konusunda hemfikirdirler, fakat neyin iyi sonuç olduğu hakkında aynı fikre sahip değildirler. Etik sorunu tartışmalarında, etiğin “iyi sonuçlar” ile ilişkilendirilmesi bir tesadüf değildir. Böylece, etiği belirleyen “iyi sonuç” amacı ve araçları soruşturmaya gerek duymadan meşrulaştırır. Teleologlar geleneksel olarak “iyi” sonuç konusunu, birbiriyle ilişkili, fakat üç ayrı teoriyle açıklamıştır: Etiksel egotizm/benlikçilik: bana mutluluk veren, benim için iyi olan, doğrudur. Bireysel etiksel egotizme göre, “ben daima kendime en fazla mutluluğu elde edecek şekilde eylemde bulunmalıyım.” Evrensel etiksel egotizme göre, “herkes kendine en fazla mutluluk sağlayacak biçimde eylemde bulunmalıdır.” Hedonizm /hazcılık: Bana en fazla zevk/haz veren, doğrudur.

Faydacılık: En fazla sayıdaki insan için mutluluk/zevk getiren doğrudur (Dolayısıyla, popüler kültürel ürünler büyük çoğunluğa mutluluk/doyum getirdiği için, doğrudur; Çoğunluğun veya genel toplumun çıkarı/ mutluluğu/ rahatlığı için “en iyi komünistin veya en iyi Yahudi’nin ya da en iyi A’nın ölü olması doğrudur; Savaş filmlerinde yapılan da bu etiksel bağlamda doğrudur). Eylem Faydacılığı görüşüne göre, etik faydacı ilkeyi karşılayan eylemleri değerlendirmelidir. Kural Faydacılığına göre, faydacı prensipleri karşılamak için yapılmış kaideler üzerine odaklanılmalıdır. Faydacı düşünceye göre, Kantçı eylemin (nedenin, amacın) ahlaksallığıyla hiçbir ilişkisi yoktur. Kant için, eylemin erdemsel/ahlaksal değeri, doğru nedene/amaca (ki o da görevdir) bağlıdır. Dolayısıyla, görev ahlaksal değerin tanımlayıcısıdır. Bu da görevi belirleyen gücün doğruluğunu getirir. İkinci tür normatif etik teori deontolojik etiktir: Normatif değerlendirmeler, bir yükümlülüğü veya görevi ortaya çıkaran bir eylemin kendinde olan karakterinde yatar (Şekil 3).

Bu yaklaşım, eylemin sonucu iyi/faydalı olsun veya olmasın fark etmez, bir eylemin doğruluğu üzerine odaklanır: İyilik ahlaksal zorunlulukları/ yükümlülükleri idrak etme ve karşılama yeteneğimizde yatar. Kant kesinlikle etikte doğru olmayana hiçbir koşulda yer vermez. Kant’ın “kategorisel zorunluluklar” olarak nitelediği bu evrensel yasada “istisnasız, doğru amaçlı görev” vardır: Örneğin, bu görev doğruyu söylemektir: yalan daima yanlıştır. Deontoloji iki ana akıma sahiptir: Durumsal etik anlayışı ve varoluşçuluğu içeren Deontolojik eylem teorileri ve kategorisel kaçınılmazlık/zorunluluk ve İlahi Emir yaklaşımlarını içeren Deontolojik Kural teorisi.

Üçüncü tür normatif etik kuramı “erdem Etik” kuramıdır. Yukarıdaki teoriler etiksel davranış ile ilgilenmişlerdir. Üzerinde durulan temel sorular “bir eylemin iyiyi mi veya kötüyü mü ortaya çıkaracağı” veya “belli bir şeyi yapmak doğru mu yoksa yanlış mı” üzerinde toplanmaktadır. Doğu filozofları ve bazı Yunan filozofları etik konusunu kişinin karakteri, iç doğası, kalbinin nasıl olduğu noktasından ele alırlar. Erdem Etik, iyiliği veya doğruluğu tanımlama yerine, karakterin gelişmesi üzerinde durur ve mutluluğu insanların en yüksek amacı olarak düşünürler. Bu kuramda doğruluk eylemin kendisi veya sonucu tarafından değil, aktörün (kişinin) karakteri tarafından belirlenir. Bu etiğin Yunan/Batı türünü, örneğin Aristo her iki yöndeki aşırılıktan kaçınan “orta yol erdem” ile açıklar. Örneğin yalan söyleme ile “her şeyi olduğu gibi söyleme” arasında “doğru olan sözler” söylemek; yani aşırıya kaçmadan orta yolu seçmek. Dikkat edilirse, bu da, erdem adı altında, aynı zamanda, boyunsunuyu, doğruyu veya yalanı ikna edilebilir yoldan sunmayı, tutuculuğu, retoriksel/söylemsel hipokrasiyi besler ve destekler. Martin Buber etik konusunu moral kodlar yerine insanlar arası ilişkide aramıştır. Ona göre, etiğin özü insanlar arası gerçek diyalogun olmasıdır. İnsanlar araç değildir, sonuçtur. Bizim etiksel sorumluluğumuz şeyleri kullanma ve insana değer vermedir; insanları kullanma ve şeylere değer verme değil. Buber’in etik anlayışında, insanlar birbiri üzerinde olumlu imajlar yaratma ve sürdürme ile uğraşmazlar; “gerçek,” bireyin diğerleriyle şeffaf ilişkisinden çıkar gelir. Etik/töre bilimin ikinci ana teorik yaklaşımı normatif olmayan teorileri içerir. Normatif olmayan teoriler metaetik ve betimleyicilik üzerinde dururlar (Şekil 4).

Betimleyicilik “ahlaksal ilkeler dünyanın nesnel özelliği midir yoksa kişiye, kültüre ve türlere göre midir?” sorusuna yanıt arayarak, ahlaksal prensiplerin ontolojik (varoluş) durumunu inceler. Bu sorunun ilk bölümünü destekleyenler, evrensel etik ilkeleri üzerinde duranlar objektivist ve ikinci bölümünü, evrensel ahlak prensipleri olmadığı varsayımını, destekleyenler ise relativist (göreselci, görececi) olarak isimlendirilir. Sübjektivist görececilikte birim birey olmaktadır ki bu hem herhangi bir eleştiri olasılığını ve eleştirinin geçerliliğini ve anlamlılığını ortadan kaldırır hem de sonunda ahlakın hiçbir anlama gelmediğiyle sonuçlanır. “Herkesin kendine göre, doğrusu vardır; doğru veya gerçek tek değildir, herkese göre değişir; tek veya birkaç değil, sonsuz anlamlandırma vardır; herkes kendine özgü anlamlandırma/çözümleme yapar” gibi ifadeler böyledir. Konvensiyonelist görececilerde ise görecelikte ölçüt cemaatin/ toplumun genel anlaşmasıdır. Bu anlayış da örgütlü bir egemenliğin çıkarının ahlak kodları olarak sunulmasını getirir; farklı olana izin vermez; fakat hiç değilse, yapısal bir gerçeğin ifadesi olarak anlamlıdır. Metaetik yaklaşımları dilin ve normatif etiksel sistemlerdeki mantıksal ilişkilerin felsefi incelemesini yaparlar. Bunlardan Cognitivist (idrakçilik) grubuna düşenlere göre ahlaksal dil semantiksel olarak zengindir. Naturalistlere göre, dil semantik olarak zengin olan dil iyilik ve doğruluk gibi natural olmayan temel karakterlere sahiptir. Dolayısıyla ahlaksal dili anlayabilmek için ahlaksal önsezilerimizi kullanmalıyız veya özel aydınlanmaya veya özel açıklamalara/vahiye/ilahi açıklamaya, mağarada Hz. Musa’ya veya Hz. Muhammed’e Tanrının verdikleri “bilgilere, açıklamalara” dayanmalıyız. İdrakcilik/cognitivist görüşlerin aksine, salıkvericilik ve duygulandırıcılık yaklaşımlarına göre, ahlaksal dil özünde anlamsızdır; çünkü ahlaksal göstergeler/işaretler kavrama sağlayan ve idrak ettiren içeriğe sahip değildir. Duygusalcılık yaklaşıma göre, moral önermeler insanın bir eyleme veya davranışa karşı duygusal yanıtını ifade etmek veya başkalarında benzer reaksiyonları ortaya çıkartmak amacını taşır. Salıkvericilere göre, ahlaksal dil sadece (yap veya yapma gibi) emir/zorunluluk biçimidir.

Medya Etik Politikası ve Çözümleri

Örgütlü çıkarları gerçekleştirmeye çalışanlar günlük pratikleri sırasında daima zorunlu kaldıkları veya zorunlu hissettikleri veya hissettirildiklerinde, kendilerine en işlevsel olan çözüm yollarının getirilmesi için çaba gösterirler. Bu çabada birincil amaç kendileri için işlevsel olan pratikleri, daha verimli bir alternatif gelmedikçe, asla değiştirmemek; eğer değiştirme yolunda baskı çok ise, değiştirdiği imajını vermek, fakat gene değiştirmemek; serbest teşebbüs ve özgürlük gibi kalkanları kullanarak, sorumluluğu, dolayısıyla çözümü başkasına (çoğu kez güçsüz bireylere) yüklemektir. Yasal zorunluluk ve uygulamadan kaçılamadığı durumunda (örneğin televizyonların RTÜK kararlarına uymasında; gazetelerin tekzipleri basmasında) bile, direnme çeşitli biçimde sürdürülür. Diğer endüstriyel pratiklerde bulunan işlevsel çözümleri medya endüstrisi de kopyalar. Etikle ilgili bu taklit çözüm “etik kodları” icat etme biçimindedir. Sahtenin ve gerçeği bükmenin yolları burada da uygulanır: Etik kodlar çalışan profesyonellerin uyması için konur. Hiçbir etik kodda işin örgütleniş biçiminin getirdiği koşullar hedef olarak alınmaz. Hedef, serbest köleler kitlesinin bilişlerini işleme işinde sermayenin kullandığı ücretli serbest kölelerdir ki bu kişiler (kendilerini kendileriyle özdeştirme yerine BİZ diye medya sermayesiyle özdeştirseler bile) her zaman harcanabilir ve yerlerine başkaları ikame edilebilir. Medya pratiklerinde etikle ilgili önde gelen sorunların başında doğruluk; nesnellik; yansızlık ve denge; doğru temsil; uyduru, gündem saptırma (haber olmayan haberler verme, haber düzenleme gibi), gerçeklik; kaynakların dürüstlüğü, geçerliliği ve uygunluğu; aynı görüntüyü durmadan tekrar tekrar sunma; “biraz sonra” gibi oltalarla kandırma, ortak ve olası çıkar bağı olan güçlerle iyi ilişkiler kurup onları iyi temsil etmek, yasal haklara, kişi haklarına uymamak gelmektedir. Bunlar standartlaşmış ve bu standartlara yenileri eklenen medya pratikleridir ve dolayısıyla medya etiğidir. Dolayısıyla, bu etik ve pratik standartları kuran ve geliştirenler, her tür farklı standartları da kurabilecek bilgi ve yeteneğe büyük olasılıkla sahiptirler. Medya etiğiyle ilgili çözüm olarak, örneğin ABD’de “News Councils” denen örgütlenmeye gidilmiştir, fakat haber örgütlerinden destek bulamadıkları için, başarısız olmuşlardır. (24 İrfan Erdoğan)

Ombudsmanlık da işlevselliği medyayı sosyal sorumluluk yönünde etkilemekten çok medya pratiklerini meşrulaştırma görevini, istese de istemese de yapan, bir yapıdır. Artan rekabet medyadaki etik sorunlarının, özellikle eğlence ve haber adı altında sunulan nicel çöplüğün bolluğu için gerekçe olarak verilir; rekabet, teorik olarak, tam aksine nicel çöplüğü ortadan kaldıran ve nitel zenginliği kuran bir karaktere sahiptir. Sorun rekabet değil, rekabetin nicel çöplüğü üretme yarışı biçiminde şekillendirilmesi ve yürütülmesindedir. Sorun Anadolu insanının bu nicel çoklukla dolu çöplüğü sevdiği değil; Anadolu insanının televizyonda ve basında çöplükten başka bir şey bulamadığı, çöplüğün medya içeriğini üretenler tarafından yoğun bir şekilde üretilip insanların buna alıştırıldığıdır. Bu durum, medyayla ilgili en ciddi etik ve sosyal sorumluluk sorunlarından biridir. Medya (televizyon, gazete, dergi, sinema, radyo, müzik endüstrisi vb) sahipleri, medyayı yönetenler, günlük haberleri yapanlardan paparazi programlarına kadar her tür içeriği oluşturan kişiler Anadolu kültürünü, geleneğini, duygusunu, düşüncesini ve vicdanını kirlettikleri için sorumlu tutulmalıdır. Bu sorumluluk da, “akıllı işaretler” ve “aktif izleyicinin” sorumluluğu teziyle insanlara hakaret ederek ve endüstrileri her tür pisliği ve çöplüğü üretmede “serbest rekabet” ve “serbest teşebbüs” ilkeleriyle sorumluluktan kurtaran sahtekarlılarla ve, örneğin, RTÜK’e yasal zorunlulukla “izleyici araştırması” diye reytinge benzer araştırmalar yaptırmayla asla gerçekleştirilemez. Etik aynı zamanda “gönüllü, kendi rızasına dayanan insan davranışı” varsayımını da içerir. Medya gibi örgütlü bir yapıda üretim yapan medya profesyonelleri için pratiklerinin doğasını şekillendirmede gönüllülük, en iyi şekliyle, kendini sahibi sanan veya sahibinin sesi olmayı en iyi biçimde başarmaya çalışanlar için bile, aslında anlamsız bir iddia, duygu ve düşüncedir: Kendi materyal koşullarını yeniden üretme olanaklarından yoksun bırakılan serbest kölelerin birkaçının kendi görece yüksek ücretine ve çalışma durumuna bakarak özgürlük taslaması, sahte Bizliklerden geçerek gönüllü ve rızayla katılma düşleriyle dolması ve kendini köleleştirenin yarattığı koşulları savunması, aslında, üzücü ve aynı zamanda kendisi ve kendi gibileri için çok tehlikeli bir insanlık durumunu anlatır. Bu insanlık durumunda, örneğin, “güvercinler” yerler.

Eğitimde İnternet Kullanımı ve Etik Sorunlar

Eğitimde bilgi teknolojilerinin kullanımı her geçen gün biraz daha yaygınlaşmaktadır. Bilgi teknolojisi kavramı, verilerin kaydedilmesi, belirli bir işlem sürecinden geçirmek suretiyle bilgiler üretilmesi, üretilen bu bilgilere erişilmesi, saklanması ve nakledilmesi gibi işlemlerin etkili ve verimli yapılmasına olanak tanıyan teknolojileri tanımlamaktadır (Bensghir, 1996). Akademik doğruluk, bilginin elde edilmesi ve iletilmesi yolunda dürüstlük ve şeffaflık demektir (The Centre for Academic Integrity, Duke University, 2004). Dürüstlük hoca ve öğrenciler arasındaki yüksek seviyedeki güven için ve bütün öğrencilere eşit şekilde davranılması için öncüldür. Drinan’a göre (1999) akademik doğruluk gereği bütün yazarların başkalarının emeğini kaynak göstermesini ve eğer yanlış yapılan varsa önlem alınmasını gerektirir (Aktaran, Hayes ve Introna, 2000). Geleneksel olarak akademik yolsuzluk (Ikupa, 1997), “bireyin bilgi ya da yeteneğinin test edilmesi sürecinde sergilediği etik olmayan ve yasa dışı davranışlardır”. Akademik etiğe aykırı öğrenci davranışları arasında, kişinin sınav kurallarını ve düzenini bozacak biçimde sınavda başkasıymış gibi davranması, kopya çekmesi, gizlice sınav kâğıtlarını değiştirmesi, sınav salonlarından cevap kâğıtlarını çalması, sonuçlarda sahtekârlık yapması ve sınav uygulayıcılarına sözlü ya da fiziksel olarak saldırıda bulunması gibi davranışları içermektedir (Aktaran, Eminoğlu, 2008). Ancak bilgi teknolojileri ve internetin eğitimde kullanımının artması ile bazı yeni akdemik yolsuzluklar ortaya çıkmakta, özellikle de aşırma ve kopya çekme giderek daha da büyük bir akademik etik sorun haline gelmektedir. Online dünya, başkalarının yaptığı çalışmalara kolayca ulaşma fırsatı sağlamaktadır. İnternet teknolojisi sayesinde öğrencilerin materyalleri yeniden yazmaları gerekmediği gibi her türlü yazılı materyali kolayca seçip, kopyalama ve kaydetme şansına da sahip olmaktadırlar. Paylaşma, yönlendirme ve link verme gibi uygulamalar online dünyada materyallerin serbestçe değişiminin yapılmasını sağlamaktadır (Salmons, http://www.vision2lead.com/Originality.pdf). Ödev çalışmalarındaki bilimsel yanıltmanın daha ileri örnekleri için ‘aşırma’ terimi kullanılır. Oxford English Dictionary’ye göre ‘aşırmak’ “başka bir kişinin fikir, düşünce veya icatlarını alıp ya da kullanıp kendininki gibi göstermek demektir. Eğitimde teknoloji kullanımı bir yandan öğrenciler ve öğretmenler açısından önemli kolaylıklar sağlarken, diğer yandan da kolaycılığı artırmaktadır. ABD’de yapılan bir araştırmaya göre 1940’larda üniversite öğrencilerinin sadece %20’si lisede iken kopya çektiğini söylerken, günümüzde bu oran % 75 ile % 98 arasında değişmektedir (http:// www.glass-castle.com). İnternet olanaklarının kullanarak öğrenciler tarafından yapılan aşırmalar şu biçimlerde görülebilmektedir (Harris, 2009; Aysıt 2012; Hayes & Introna, 2000): 1. Sınav sırasında kopya çekmek.

  1. Ödev çalışmalarında izinsiz işbirliği yapmak.
  2. Bir cümleyi veya cümleler grubunu, yayınlanmış bir kaynaktan, kaynak göstermeden tırnak içine almadan aynen aktarmak.
  3. Bir cümle veya cümleler grubunda ifade edilen bir düşünceyi, kendi sözcük ve cümleleri ile ifade ettikten sonra kaynak göstermemek.
  4. Web veya çevrimiçi ya da elektronik veritabanından bir ödevi kopyalamak.
  5. Daha önce ders almış öğrencilerin ödevlerini kopyalamak ve öğretmene sunmak.
  6. Aynı ödevi birden çok öğretmene sunmak.
  7. Ödevlerini para karşılığında veya parasız başkasına yazdırmak.
  8. İnternette, ödev sitelerinden ödev indirmek: Bu ödevlerin çoğu başka öğrenciler tarafından yazılmış ve paylaşılmıştır. Ödev paylaşanlar en iyi öğrenciler arasında olmadığı için genellikle içerik olarak kalitesiz ve şaşırtıcı derecede eski tarihli atıflarla doludur.
  9. Paralı ödev sitelerinden (Paper Mill) ödev satın almak: Bu tür siteler tarafından satılan ödevlerin genellikle daha kaliteli çalışmalar olduğu gözlenir. Öğrencilere verilen sınıf içi yazma ödevleri ile bunları karşılaştırılmak oldukça aydınlatıcı olacaktır. Bu tür siteler ziyaret edildiğinde çeşitli başlıklar altında pek çok çalışmanın olduğu görülecektir.
  10. Farklı kaynaklardan kes-yapıştır yaparak ödev kopyalamak. Bu “montaj” çalışmalar yazım üslubu, atıf şekli ve kavramların farklı kullanılması ile kendini belli eder. Giriş ve sonuç genellikle öğrenciye aittir ve bu nedenle orta kısma göre daha zayıf kalır.
  11. Birebir olmayan kopyalama: Bu uygulama bir ya da daha fazla cümlenin, tırnak işaretleri kullanılmadan ya da öğrencinin bir kaynağı özetlediği izlenimini vermek için eksik kaynak göstermesi biçiminde ortaya çıkar.
  12. Taklit alıntılar: Bazı öğrenciler gerçek bir araştırma yerine alıntıları makyajlayarak sahte alıntılar sunabilirler. Rasgele alıntılar seçip kontrol etmek bu tür durumların saptanmasında etkili olmaktadır. (ǀ Yıl: 1 ǀ Sayı: 2 ǀ GENÇLİK ARAŞTIRMALARI DERGİSİ ǀ 109 – İNAYET AYDIN)

SOSYAL MEDYADA MAHREMİYET

Gelişen sosyal medya araçları bireylerin merak, bilgilenme ve bilgilendirme duygularını tetiklemektedir. Normal hayattaki arkadaşlık, birliktelik ve yarenlik dijital ortamda varlıklarını sosyal medya platformlarında sürdürmektedir. Bu durum, bireylere nostaljik bir duygu yaşatsa da, teşhircilik ya da röntgenciliğe doğru bir evrim yaşadığında toplumda kaosa neden olabilir (Niedzviecki, akt. Korkmaz, 2013). Çünkü bireyler, toplumsal olaylar hakkında bilgi sahibi olmaktan ziyade insanların nerede, ne zaman, ne yaptığıyla ilgili olarak gözetleme konumuna geçebilmektedir. Kimi zamanda kendileri hakkında bilgi sunarak gözetlenmek istemektedir. Çünkü sanal dünyanın temeli, beğenilme, gözetleme ve gözetlenmeye dayanmaktadır (Türk ve Demirci, 2016). Sosyal medyada geçirilen zamanın, kullanıcılar tarafından verimli olduğu düşünülmektedir. Çünkü kullanıcıların arkadaşlarından haberdar olması, gündelik haberleri ve gelişmeleri takip etmesi bu ortamları cazip hale getirmiştir. Bireylerin birbirlerini gerçek hayatta takip etmedikleri kadar dijital ortamda bu kadar takip etmesi ya da gözetlemesini Zerey (2012), “takipteyim” motivasyonu olarak açıklamıştır. Bireyler, dijital hayattaki varlığını, takip ederek ya da ettirerek ispat etme çabası içerisindedir. Günümüzde kullanılan yeni gözetim araçları (mobese, sosyal medya platformları vs.) görünür oldukları halde “görünmezlik pelerini” takarak görünmezlik niteliği taşımaya başlamıştır (İsmayılov ve Sunal, 2012). En çok kullanıcıya sahip Facebook, diğer platformlara göre daha fazla gizlilik kontrolü sağlasa da Facebook’taki ana fikir görmek, göstermek ve gözetle(n)mektir. Bu yüzden kullanıcılar kendileri ile ilgili daha çok paylaşım yapmakta ve arkadaşlarının da neler yaptığını kontrol etmektedir (Korkmaz, 2013). Facebook’ta oluşturulan profile eklenen fotoğraflar, özel bilgiler, paylaşımlar ile kişiler anonimlikten çıkmakta deşifre olarak bilinirliğini sağlamaktadır. Zaten Facebook ağının amacı görünürlüğü ve bilinirliği arttırmak olduğu için doğru bilgi paylaşımı istemektedir (Sütlüoğlu, 2015). Berkup’a (2015) göre, özellikle sosyal medya platformlarında yapılan bilgi paylaşımları, bireylerin özeli olmasına rağmen, her geçen gün dijital ortama yeni bir bilgi koyarak kendi hakkında veri toplamasına izin vermesi, dijital mahremiyetine zarar vermektedir. Çünkü bireyler, kendilerini sosyal ağlarda ne kadar teşhir ederse mahremiyet sınırları da o derece ortadan kalkar (Türk ve Demirci, 2016). Dijital hayatta her geçen gün bıraktığımız ve izlediğimiz veriler ne kadar entegre toplumun yükselmesine ve demokrasiye olumlu etkisi olsa da dijital mahremiyetimize zarar vermektedir. Çünkü gittikçe gözetim merkezli ve birey mahremiyetini ihlal eden durumların meşrulaştığı, kullanıcıların birer röntgenci, teşhirci ve muhbir olmayı başardığı ve bundan motive olunan bir durum söz konusudur (İsmayılov ve Sunal, 2012). Ayrıca Dedeoğlu (2012) da artan gözetleme ve gözetlenmenin, bugüne kadar binlerce yıllık emek ve savaşlarla ulaşılan demokrasi ortamına zarar verdiğini ve tehdit ettiğini dile getirir. Çünkü güç, bir grubun elinde, sürekli olarak tüketen, gözetlenen, düşünmeyen ve söz hakkı olmayan bireylerin varlığı ile beraber sevgi–saygı ortamının ortadan kalktığı göz önüne alındığında özgürlük ve mahremiyet kavramlarına büyük zarar vermektedir. Şener’in (2013) çalışmasında da bireylerin, partnerlerini sosyal medya platformlarında sürekli gözetleyerek, denetlemesini karşılıklı güvenin sarsılması şeklinde yorumlanmaktadır. Dolayısıyla çalışmalar sosyal medya platformlarında yapılan gözetlemelerin hem bireyin hem toplumun mahremiyetine zarar verebileceğini ortaya koyuyor (Berkup, 2015; Dedeoğlu, 2012; İsmayılov ve Sunal, 2012; Türk ve Demirci, 2016). Sosyal medyadaki en popüler gözetim araçlarından biri de Periscope canlı yayın uygulamasıdır. Göker (2016) Periscope uygulamasını disiplin etme aracı olarak değerlendirmektedir. Periscope gibi canlı yayın uygulamalarında bireyler gözetlemek ve gözetlenmekten memnundur. Çünkü birey gözetlerken veya gözetlenirken merak duygusunu artırır ve doyurur. Sosyal medya fenomenlerinin, gözetim, doyum ve tatmin hissi ile doğduğu düşünülmektedir. Canlı yayın uygulamaları bireylerin gözetleme ve gözetlenme ile beraber mahremiyetini gizlemekten kaçmayarak paylaşıma açmalarında önemli rol oynamaktadır. Ayrıca her sosyal medya platformunda olduğu gibi Periscope’taki yayınların sınırlı bir denetlemeye tabi olması, içeriğin kişiye bağlı olması, mahremiyet kavramının sınırlarını öznelleştirmektedir. (39 Science, Education, Art and Technology Journal (SEAT Journal).

SONUÇ

Dijital vatandaşlığın ne olduğuna, boyutlarına ve artan teknoloji ve internet kullanımı ile birlikte bu yazımızda medya ve iş etiğine, mahremiyet algısına ve internet kullanımı ile birlikte etik sorunlara değindik.

KAYNAKÇA

TAKALA, Tuomo; “Postmodern Business Ethics – Is It Possible, Is It Relevant?”, Electrical Journal of Business and Organization Ethics, Vol. 3 No. 1, http://www.jyu.fi/ejbo/archive/takala3.html, (08.04.2005).

Meslek Etiği, T.C. Milli Eğitim Bakanlığı, Mesleki Eğitimi Ve Öğretimi Güçlendirilmesi Projesi, Syf: 7-11 Ankara, 2006.

Erdoğan, İrfan (2006) Kurtlar Vadisi Irak: Esli-göçebe Kabil’in Yenı-emperyalist Habil’den Öç Alışı. İletişim Kuram ve Araştırma Dergisi, 22, Kış-Bahar, 71-136.

Cevizci, Ahmet (2002) Etiğe Giriş. İstanbul: Paradigma.

Bensghir, T. K. (1996). Bilgi Teknolojileri ve Örgütsel Değişim. Ankara: TODAİE Yayın No: 274

Salmons, Janet. Online Social Culture: Does it Foster Original Work or Encourage Plagiarism? Vision2lead.Inc. Erişim Tarihi: 01.10.2013

Aysıt, T. (2012). İktisat Eğitimi Ve Bilimsel Aşırma Üzerine Türkiye Ekonomi Kurumu Tartışma Metni. 2012/41Erişim Tarihi: 01.10.2013.

Zerey, Y. (2012). Facebook insanları. http://www.yucezerey.com/facebook–insanlari/ adresinden 20 Aralık 2017 tarihinde edinilmiştir.

İsmayılov, E. K. ve Sunal, G. (2012). Gözetlenen ve gözetleyen bir toplumda, beden ve mahremiyet ilişkisi: Facebook örneği. Akdeniz İletişim Dergisi, 21–41.

Korkmaz, İ. (2013). Facebook ve mahremiyet: görmek ve gözetle(n)mek. Yalova Sosyal Bilimler Dergisi, 3(5), 107–122

Sütlüoğlu, T. (2015). Sosyal paylaşım ağlarında gençlerin sosyalleşme ve kimlik inşası süreçleri

Berkup, S. B. (2015). Sosyal ağlarda bireysel mahremiyet paylaşımı: X ve Y kuşakları arasında karşılaştırmalı bir analiz. Doktora tezi, Ege Üniversitesi, İzmir, Türkiye.

Dedeoğlu, S. G. (2014). Özgürlük, mahremiyet, demokrasinin değeri ve bilişim toplumunda maruz kaldığı tehditler. Journal Of Yasar University, 9(34), 5887–5897.

 

Photo By Luca Bravo on Unplash


Bu eser Creative Commons Atıf-AynıLisanslaPaylaş 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.

Exit mobile version