Menü

Temel Etiği Kuramları

26 Mayıs 2019 - Bilişim Etiği, Makaleler
Temel Etiği Kuramları

MARMARA ÜNİVERSİTESİ ATATÜRK EĞİTİM FAKÜLTESİ

BİLGİSAYAR VE ÖĞRETİM TEKNOLOJİLERİ EĞİTİMİ BÖLÜMÜ

BİLİŞİM ETİĞİ DERSİ

Hazırlayan Recep Faruk KÜLÇE, Ali Bahadır MERİÇ

100215026 – 100215018

Öğretim Görevlisi: Cahit CENGİZHAN

İçindekiler

  1. Önermeler
    1. Etik Kavramı
    2. Etik Önermeleri
      1. Betimleyici Etik
      2. Normatif Etik
  1. Ahlak Sistemi
  2. Faydacılık
    1. Teleolojik Etik
  3. Deontoloji
    1. Deontoloji nedir?
    2. Deontoloji Felsefeleri
  4. Toplumsal Sözleşme
    1. Locke’a Göre Toplumsal Sözleşme
    2. Rousseau’ya Göre Toplumsal Sözleşme
  5. Erdem Ahlakı
    1. Erdem Nedir?
    2. Farklı bakış açılarına göre erdem?
    3. Erdem Ahlakı
    4. Kantçılık ve Erdem Ahlakının Karşılaştırılması
    5. Erdem Ahlakı Sorusu
    6. Aristoteles ve Erdem Ahlakı
  6. Kaynakça

Etik Kavramı

Etik sözcüğü Yunanca “Ethos” sözcüğünden gelmektedir. Yunanca “Ethos” anlamına gelen bu sözcük iki anlam ifade eder. “Töre” ve “Alışkanlık”. Günümüzde anlamı ise insan tutum ve davranışlarının iyi (doğru) ya da kötü (yanlış) yönden değerlendirilmesidir. Etik, felsefenin dört ana dalından birisidir. Yanlışı doğrudan ayırabilmek amacıyla ahlak kavramının doğasını anlamaya çalışır Etik, özellikle bir grubu diğerlerinden ayırt edici bir şekilde o gruba ait, gelenek veya teamül anlamına gelen Yunanca “ethos” kelimesinden gelmektedir. Daha sonraları etik, mizaç veya karakter, gelenekler ve onay gören eyleme tarzları anlamını taşımaya başlamıştır (Shapiro ve Stefkovich, 2011). Etik, “Ahlâk üzerine sistemli bir şekilde düşünme, soruşturma, ahlâkî hayata dair bir araştırma ve tartışma” olarak (Cevizci, 2002), “bireyin, diğer bireyler, kurumlar ve devlet ile olan ilişkilerinde toplumun deneyimlerinden, gelenek ve göreneklerinden kaynaklanan, akıl ürünü olan, toplumsal uyuşum, birliktelik ve dayanışmayı artırıcı, dolayısıyla toplumun ekonomik, politik ve sosyal yapılarına istikrar sağlayıcı prensiplerin, standartların ve değerlerin” bir bütünü olarak (Kolçak, 2013) ya da “ahlâkın felsefesi olup, ahlâkî alanı meydana getiren çok çeşitli unsurlar üzerine felsefi düşünüm” olarak farklı şekillerde tanımlanmıştır (Cevizci, 2007). Türkeri’ye (2013) göre etik insanların, davranışlarını kendilerine göre düzenlediği bir ilkeler sistemi ya da dizisini ifade eder (Koçyiğit ve Karadağ, 2016).. Türkçe ahlak bilimi olarak da anılır. Ayrıca Türkçe’de etik sözcüğü ahlak sözcüğü ile eş anlamlı olarak da kullanılır ama etik ve ahlak kavramları özdeş değildir. Ahlak, belli bir toplumun değer yargıları, normları, ilkeler ve kuralları bütünüdür. Ahlak görecelidir, toplumdan topluma değişebilir. Etik kavramı ise daha evrensel değerleri anlatmak için kullanılır. Yani ahlak, etiğin araştırma konusudur. Etik, bireye toplum içinde diğerleriyle birlikte yaşarken iyi temellendirilmiş ahlaki kararları kendi başına verebilecek durumda olmayı ve kendi başına var olabilmeyi öğretmektir.

Etik Önermeleri

Günümüzde etik alanındaki çalışmalar;

Olmak üzere üç başlık altında incelenmektedir.

 

Betimleyici Etik

Betimleyici (Destkriptif) etik, adından da anlaşılabileceği üzere ahlak alanına bilimsel yaklaşımı uygulamakla, eylemlerle ilgili ortaya çıkan betimleyici bir yaklaşımdır. Olması gereken eylemlerle ilgili ahlaki değerlerden ziyade, var olan ahlaki değer ve olguları tespit etmek ve bu tür inançların sosyolojik ve psikolojik yönleriyle ilgili araştırma yapmaktan çıkan bir etik türüdür. Bu yaklaşımda etik, seyirci, gözlemci konumundadır. Bir toplum içerisinde neyin kötü olduğunu tespit eder. Hazzın nasıl bir duygu ve eylem olduğunu psikolojik olarak tahlil ederken iyi-kötü değerlendirmesinden uzaktır. Zira yargı belirtmek betimleyici ahlâk anlayışıyla bağdaşmamaktadır. Görüldüğü üzere etiğin, betimleyici bir şekilde ele alınması için bazı normların varlığı gerekmektedir. Başka bir deyişle daha önceden ortaya konulmuş olan ahlakî normların varlığı betimleyici etik için ön şart olmaktadır. Bu da bizi normatif etiğin betimleyici etik için var olması gerekliliğine götürmektedir. Dolayısıyla insan faaliyeti sonucunda ortaya çıkmış olan etik yargıların varlığı için belirli bir otoritenin varlığı gerekmektedir. Burada otoriteden kastımız, insan topluluklarının uymak zorunda hissettikleri etik normların kaynaklarıdır. Ancak bu etik türüyle ilgilenen diğer pozitif bilimlerde olduğu gibi durum tespiti yapmak zorundadır. Bu durumda ilgili bilim insanı, ahlâk normlarını bir antropolog, tarihçi, psikolog ve sosyolog gibi tecrübe edilmiş, tarihsel ve bilimsel olarak ele almak durumundadır.

 

Normatif Etik

Normatif etik, Immanuel Kant’ın etik üzerine felsefi düşüncelerinde belirginleşen bir eğilimin adıdır. Normatif, adından da anlaşılabileceği üzere kural koyucu bir etiktir. Yani, bir kurala ya da ilkeye göre değerini alan bir etik türüdür. Ödev ahlakı olarak da bilinir. İyinin istenmesi bir ödevdir ve ödev burada koşulsuz bir buyruktur. Bir eylemin ahlaki değerini içerisinde değil de dayandığı form ya da kuralda görmesi sebebiyle bu etik Formalist etik olarak da isimlendirilir. Burada söz konusu olan form ya da ilke, ahlaki bakımdan doğru tüm eylemler için aynıdır. Değişmezdir. Farklı içerikler ya da farklı şekiller alsa da form değişmeden kalır. Eyleme ahlaksal değerini veren bu ilkedir. Kant’ın düşüncesinde, insan doğal bir varlık olma konumuyla, nedensellik yasasına bağlıdır. Bu noktada kendi dışındaki nedenler tarafından belirlenmiş durumdadır. O ancak irade ya da istek sahibi olduğunda özgür biri olabilir. Bunun anlamı kişinin kendi koyduğu bir yasaya uyarak özgür olduğudur. Burada söz konusu olan ilkeye bağlanma durumudur. Yani, herhangi bir baskı ya da nedensellik sonucu olarak ilkeye bağlanmak gereklidir. Eylemin ahlaksal değeri için bu özgür istenç zorunludur. Korku, alışkanlık ya da zorla yapılan davranışlar ahlaki değer taşımazlar. Bir ilkeye istençsizce uyularak yapılan eylemler kötüdür, öte yandan tamamen özgür karar verme ve ortak isteme dayanmayan eylemler ne iyi ne de kötüdür, nötrdür.

 

Meta Etik

Meta Etik, etik ilkelerimizin kaynaklarını ve anlamlarını araştırır. Etik ilkelerin toplumdan mı yoksa duygulardan mı kaynaklandığını sorgular. Bu sorulara cevap verirken evrensel doğrular, dini duyguların etkisi, etik karar vermede mantığın rolü ve etik ile ilgili terimlerin taşıdığı anlamlar üzerinde odaklanır (Kıranlı, 2002, s. 6). Meta etik, normatif etiğin koyduğu kurallar üzerine konuşur, bu yargılarda geçen kavramları analiz eder ve söz konusu kavramlarla yargıların anlamlarını, mahiyetlerini ve birbirleri karşısındaki durumlarını inceler. Meta etiğe göre ahlak filozofları normatif etikle uğraşmamalıdır. Çünkü onların ahlaki gerçeklere nüfuz etme imkanı verecek kavrayış güçleri olmadığını savunur. Bu yüzden diğer insanlara nasıl yaşayacaklarını söylemeye hakları olmadığını savunur.

 

Normatif Etik’in Türleri

 

Teleolojik Etik

Teleolojik etik açısından ahlâki eylemin ve hatta ahlâki bir hayatın değerini belirleyen şey eylemin ya da hayatın ürettiği sonuçtur; bu yüzden teleolojik etik kapsamı içinde yer alan teoriler sonuççu etik teorileri olarak da adlandırılırlar. En çok bilinen sonuççu kuram, Yararcılıktır. Klasik bir yararcıya göre bir eylemin ondan etkilenenlere getirdiği mutluluk oranı, eylemin doğruluğunun ölçüsüdür (Singer, 2015). Teleolojik etikte temel kavramlar iyi ve kötü olup, doğru ve yanlış kavramları bu temel kavramların bir türevi gibi işlev görmektedir. Bir eylem kendi başına iyi ya da kötü değildir, eylemi iyi ya da kötü yapan eylemin sonuçlandır. Benzer şekilde, bir eylemin doğruluğu veya yanlışlığı da eylemin sonucu tarafından belirlenir ve bir şekilde amacın araçları meşrulaştırmasını olanaklı kılan bir ahlâki standart ortaya koyar. Bireysel mutluluk, kendini gerçekleştirme ya da en fazla kişinin en çok mutlu olması ulaşılması gereken nihai bir amaç olarak görülür. Bu ilke en büyük mutluluk ilkesi olarak da bilinir. Bu anlayışa göre ahlâki davranışta ölçü, üretilen iyinin kötüye oranıdır. Deontolojistler etiğin bir kurallar sistemi olduğunu düşünürken; sonuçlar kurallarla değil, hedeflerle ilgilenirler. Teleolojik etik teorileri kapsamında Epikuros ve Kirene hazcılıkları, Bentham ve Mill’in yararcılıkları sıralanabilir (Arslan vd., 2007; Cevizci, 2014a, 2013; Frankena, 2007; Koçyiğit ve Karadağ, 2016; Popkin ve Stroll, 1981; Türkeri, 2013; Warburton, 2016). Helenistik dönemden bir düşünür olan Epiküros (MÖ 341-270) hazzın kişinin tercihleri hususunda yol gösterici olduğunu belirtmiştir. Ona göre insanlar, ölümden ve tanrılardan korkarak bir hayat sürmektedir ve ö bunu eleştirir. Haz insanın içine doğuştan yerleştirilmiş ilk iyidir. Bilgi edinmek için algı açıklığı ne kadar önemli ise, doğru olanı seçmek için de haz ve acı duyguları o derece önemlidir. Fakat burada kişi her türlü kısa süreli hazzın peşinde koşmamalıdır. Uzun süreli hazları takip edip kısa süreli olanlardan kaçınmalıdır. Bilge kişi gelecekteki bir haz için şu anki bir acıyı tercih edebilir (Bourke, 2008; Folscheid, 2015; Özturan, 2015). Niteliksel hazcılığı benimseyen Epiküros’a göre mutluluk erdem peşinde koşarak değil, gündelik kaygıların ötesinde sükun ve huzurla sağlanır, ruh dinginliği (ataraxia) en büyük amaçtır ve bu görüşte iç huzur, zihinsel dinginlik, acıdan ve ölüm korkusundan kaçınma önemlidir (Cevizci, 2015; Yüksel, 2010). Epikürcüler Epiküros’un bu görüşlerini takip etmişlerdir (Saruhan, 2014). Kireneliler, Sokrates’in öğrencisi Aristippos tarafından kurulmuş okuldur. Kirenelilere göre geçmiş bitmiştir, gelecek belirsizdir ve içinde bulunulan anda alman duyumsal haz en yüksek iyidir. Kireneliler niceliksel hazcılığı savunur ve onlara göre tüm canlılar acıdan kaçıp hazza yönelirler (Bourke, 2008; Cevizci, 2015). Bu okula göre haz mutlak iyidir ve yaşamın hedefine yerleştirilmiştir. İnsan her davranışında hazzı hedeflemelidir. Haz daima iyi, acı daima kötüdür ve anı yaşamak gereklidir (Saruhan, 2014). Kirene okulu bu görüşleri ile etik tarihinde egoist hedonizmin bilinen ilk örneği olmuştur (Bourke, 2008). Epikür ve Kirene okullarının yanında teleolojik teorilerin önemlilerinden bir tanesi de faydacılıktır. Faydacılar bireyle beraber toplumun yararım ön plana çıkarırlar ve genel yaklaşımları en fazla kişiye en çok faydayı sağlayan şeyleri yapmanın gerekli olduğu şeklindedir (Özturan, 2015; Saruhan, 2014). Faydacılık, iyiyi ve kötüyü eylemin koşullarına bakarak belirler. İki önemli türü; eylem ve kural faydacılıklarıdır. Eylem faydacılığında acıya karşı zevkin artırılması, en fazla kişiye en çok fayda getirecek eylemin seçilmesi; kural faydacılığında ise tek tek eylemlere değil, tüm ahlâk kurallarına faydacılığın uygulanması, bir başka deyişle herkes için en büyük tatmini sağlayacak kurallar belirlenip buna uyulması hedeflenir denilebilir (Ekici, 2013, Yüksel, 2010). Faydacı ahlâk anlayışının en ilkel şeklini Thomas Hobbes’ta görmek mümkündür. Hobbes’a göre zayıf ve temelde bencil bir varlık olan insan diğer tüm canlılar gibi birtakım mekanik hareket yasalarına tabidir ve temel motivasyon kaynağı kendine haz veren şeylerin peşinden gitmek, acı verenlerden ise uzaklaşmaktır (Küçükalp ve Cevizci, 2014; Warburton, 2016). Daha sistematik bir faydacılık anlayışı ise 19. yüzyılda Jeremy Bentham (1748-1832) ve John Stuart Mili (1806-1873) tarafından ileri sürülmüştür. Bentham’a göre olabildiğince çok insanın mutluluğunu göz önünde tutan kişinin kendi çıkarları da bu şekilde sağlanacaktır. Mili de kişinin başkalarının çıkarlarım düşünmeden kendi çıkarlarım düşünemeyeceğini belirtmiştir (Kılavuz, 2003; Küçükalp ve Cevizci, 2014; Marshall, 2009). Mill’e göre fayda, iyi ve kötünün ölçütüdür. Fayda, hazzı ve acıdan uzak kalmayı da kapsar. Bir eylemi ahlâki yapan eylemin sonucundaki faydanın mutluluk, hem de sadece bireyin değil toplumun mutluluğuna yol açmasıdır (Tepe, 2011). Mili, hazları nicelik ve nitelik bakımından ayırır. Ruhsal hazlar diğerlerinden daha değerlidir (Saruhan, 2014). Mili, zekâ ve hayal gücünden kaynaklı zevkleri de fiziksel zevklerden üstün tutmuştur. John Stuart Mili deneyime, gözleme ve sonuçlara dayanan bir etik sistemi kurmayı hedeflemiştir. Ona göre insanın amacı, olaydaki güdü ya da karakter önemsizdir. Mili erdem etiğini de reddetmiştir (Yüksel, 2010). Etikte teleolojik teoriler olarak sınıflanabilecek teorilerin başında bu sıralananlar gelse de William James (1842-1910) tarafından ortaya atılan pragmatizm de buraya Etik 51 dahil edilebilir. Aslında bir şekilde, sonucu, hazzı ve acıdan kaçınmayı, faydayı ve mutluluğu hedefleyen, bu esnada erdemlere ya da ödevlere görece fazla önem vermeyen geçmiş ya da gelecekteki etik teorilerinin hepsi teleolojik teoriler başlığı altında incelenebilir. Teleolojik teorilerin temel yargılarına bakıldığında bazı ortak çıkarımlar yapılabilir. Teleolojik teorilere göre, bir eylemin değerini eylemin sonucu belirler ve mutluluk hayatın en büyük amacıdır. İnsanlar acıdan kaçıp hazza yöneldiği takdirde mutluluğa ulaşırlar. Kişi gelecek için endişelenmek yerine anın keyfini çıkarmalıdır ve kişinin ne yapması ve nasıl davranması gerektiği içinde bulunduğu duruma bağlıdır. İnsan kendi varlığını korumak zorundadır, doğası gereği bencildir ve eylemleri de bu doğaya uygundur. Fedakârlık gibi görünen davranışlar da aslında bireyin kendi yararınadır. İyi ya da kötü görecelidir. İnsan toplumsal kurallara ya da otoriteye de kendini korumak ve mutlu bir hayat sürmek için itaat eder. Davranışlar bireysel ya da toplumsal mutluluğu artırdığı oranda iyidir. Bireysel yarar ve mutlulukla toplumsal yarar ve mutluluk çakışırsa toplumsal olan tercih edilir (Koçyiğit ve Karadağ, 2016).

 

Deontoloji

Deontoloji, bir mesleği uygularken uyulması gereken ahlaki değer ve etik kuralları inceleyen bilim dalıdır. Deontoloji ahlak öğretilerinden kaynaklanan görev ve kuralların çeşitli mesleklerdeki somut izdüşümlerini inceler.

Deontoloji sözcüğünün genel anlamı Fransızca ’da özellikle etik doktora tezi olarak “etik kod” terimiyle, mesleki etiğin bağlamında tutulur.

Deontoloji Felsefeleri

-Kantçılık

Kant ahlaki açıdan doğru davranmak için insanların görevden hareket etmesi gerektiğini savunuyor. Kant, onları doğru veya yanlış yapan eylemlerin sonucu değil, hareketi gerçekleştiren kişinin sebepleri olduğunu savundu.

-Ahlaki Mutlakıyet

Mutlakıyet, evrensellik olarak da bilinir. Bu normların bir sistem olduğunu belirtmektedir ve her zaman her yerde herkes için evrensel olarak geçerli olan değerlerdir. Deontologlar’dan bazıları, belirli eylemlerin kesinlikle doğru veya yanlış olduğuna inanan ahlaki mutlakıyetçilerdir.

Örneğin Kant, yalnızca kesinlikle iyi bir şeyin bir iyi bir irade olduğunu savundu ve bir eylemin ahlaki olarak doğru olup olmadığının tek belirleyici faktörünün kişinin iradesi yâda nedeni olduğunu söyledi.

-İlahi Komuta Teorisi

İlahi komuta teorisi, Tanrı’nın doğru olduğuna karar vermesi halinde bir eylemin haklı olduğunu ifade eden ilgili teorilerin bir kümesidir. İlahi Komuta Teorisi bir deontoloji şeklidir, çünkü buna göre herhangi bir eylemin doğruluğu, gerçekleştirilen eylemin yerine getirilmesine bağlıdır.

Kantçılık teorisi ile ters düştükleri nokta ise, bir tarafta insanın rasyonel bir varlık olarak ahlak kanununu evrensel hale getirdiğini savunurken, ilahi komuta Tanrı’nın ahlak kanununu evrensel hale getirdiğini savunur.

 

-Çağdaş Deontoloji

Çağdaş deontologlar arasında Thomas Nagel, Thomas Scanlon, Frances Kamm bulunur. Frances Kamm’ın “İzin Verilebilir Zarar İlkesi”, düşünülmüş kararlarımıza uyan deontolojik bir kısıt oluşturmaya yönelik bir çabadır.

Örnek vermek gerekirse; Kamm beş kişinin hayatını kurtarmak için bir insanı organlarını toplaması için öldürmenin kabul edilemez olduğuna inandığımızı savunuyor.

Toplumsal Sözleşme

Locke’a göre, insanlar doğa durumunda da aile ve topluluklar halinde yaşarlar. Birbirlerinden bağımsız olsalar da, olgusal yaşamda hak ve özgürlüklerini korumaları kolay değildir çünkü ortak ahlaksal yasaya boyun eğme yükümlülükleri olsa da herkesin olgusal olarak bu yasaya boyun eğdiği sonucu çıkmaz. Öyleyse hak ve özgürlüklerin etkili bir biçimde korunabilmesi için örgütlü bir toplum oluşturmak gerekir.

İnsanların kendini doğal özgürlüğünden sıyırıp yurttaş toplumunun bağlarını üstlenmesinin biricik nedeni başka insanlarla anlaşarak onların arasında rahatlık, güvenlik ve barış içinde yaşama ve mülkiyet olanaklarından yararlanma hakkına kavuşmaktır.

-Locke’a göre Toplumsal Sözleşme

Locke’a göre insanlar, devretmeleri gereken hak ve yetkileri, toplumun çoğunluğuna devredecek biçimde sözleşme yapmalıdırlar. Sözleşme bireyin, çoğunluğun istencine boyun eğmesini gerektiren bir sözleşme olmalıdır: ya tüm bireyleri tek tek ikna etmeli ki bu pek çok durumda mümkün değildir ya da çoğunluğun istenci üstün gelmelidir.

Locke’a göre kurulan hükümet yurttaş toplumunun temel hak ve özgürlüklerini korumak, toplumun refahı için her yönden çalışmak zorundadır.

Eğer hükumet asli görevlerini yerine getiremezse toplum tarafından düşürülüp yerine yenisi getirilir.

 

Rousseau’ya göre Toplumsal Sözleşme

Rousseau, toplumsal gelişimin yapısını mülkiyet kavramının ve dolayısıyla bireysel çıkarın ortaya çıktığı duruma bağlamaktadır. Ona göre mülkiyet kavramı ortaya çıktığında; insan, doğa durumundan çıkmış olur ve toplum geniş ölçüde bireyselleşen irade durumuna kayar.

Rousseau’nun gücün ele geçirilerek değil de, verilmiş olması ile ilgili söylemiş olduğu sözler; “Bir kalabalığa boyun eğdirmekle bir toplumu yönetmek arasında her zaman büyük bir fark olacaktır. Sayısı ne olursa olsun, dağınık yaşayan insanların birbiri ardınca tek bir kişiye boyun eğdikleri zaman, ben burada bir baş ve halkını değil bir efendi ve kölelerini görüyorum, yani bir bakıma bir birleşme değil bir yığındır bu”

Erdem Ahlakı

Erdem Nedir?

Erdem kelime anlamı olarak; Ahlakın övdüğü ve ahlaklı olmanın gerektirdiği doğruluk, yardımseverlik, yiğitlik, bilgelik, alçakgönüllülük, iyi yüreklilik, ölçülülük gibi niteliklerin ortak adı.

Felsefi olarak; İnsanın ahlaksal olarak iyiye yönelmesi, ruhsal yetkinlik.

Erdem birçok bakış açısına göre farklı anlamlar barındırır bunlardan bazıları şöyledir;

1-Sofistlere Göre Erdem

Erdemin insanlarda hazır olarak bulunmadığını, belli bir süreç sonucunda edinileceğini belirtir.

2-Sokratese Göre Erdem

Tüm insanlar iyiyi isterler ve erdem bilgidir. Mutluluk, bilgi ile elde edilen erdemlerle yaşanan bir ahlaki hayatla mümkün olabilir. Herkes, ahlaki bakımdan iyi olanı istemektedir. Herkes iyiyi ister.

3-Platona Göre Erdem

Platon, “Erdem nedir?” sorusuna ilk kez Gorgias diyalogunda bir yanıt verme girişiminde bulunmuştur. Bu diyalogda Platon, erdemi ilk kez “ruhun düzeni” olarak tanımlar. Yalnızca ruhun değil, kendisinde bir erdem bulunduğundan söz edilebilecek her şeyin erdemi düzeninden gelir.

4-Aristotelese Göre Erdem

Aristoteles Nikhomakos’a Etik adlı eserinde erdem nedir, adalet nedir sorularını sorar. Aristoteles’e göre iyi olma ya da mutluluk, erdeme uygun etkinliklerle elde edilebilecek bir amaçtır.

Erdem Ahlakı

Micheal Slote’un tanımına göre Erdem Ahlakı; Erdem ahlakı, “yükümlülük”, ‘Hak’ ‘gereklilik’ ve ‘ahlaki yanlış’ gibi deontik kavramlar yerine ‘iyi’ veya ‘yetkin’ gibi aretik kavramları esas olarak alır ve eylemlerin ve seçimlerin değerlendirilmesinden daha çok eyleyenlere (agents), onların iç motivelerine ve karakter özelliklerine vurgu yapar.

Erdem ahlakına göre, erdemler kendinde iyi ahlaki değerlerdir, dolayısıyla bu erdemlere sahip olmak iyidir. Bir eylemin ahlaki doğruluğu arzulanır motivasyona sahip olan kişice yapılmasına bağlıdır. Erdem ahlakı, ahlaki yargılamada eylemin sonucuna değil, bu eylemi gerçekleştirene ve onun karakter özelliklerine bakar.

William Frankena erdem ahlakı ile Kantçı kuramların alternatif iki kuram değil, ahlak gerçekliğinin birbirini tamamlayan iki yönü oldukları görüşünü savunur. Ona göre, her erdeme karşılık gelen bir ahlaki ilke, her ahlaki ilkenin betimlediği bir karakter özelliği söz konusudur. Frankena, zorunlu bir bağlılık olarak gördüğü bu karşılıklı ilişkiyi Kant’ın ünlü deyişinin retorik gücünü kullanarak şöyle özetler: “kişisel özellikler olmadan ilkeler boş, ilkeler olmadan kişisel özellikler kördür.

Kantçılık ve Erdem Ahlakının Karşılaştırılması

Örnek Olay

Bir insan borcunu ödemesi gereken bir günde, gerçekten ihtiyacı olan bir insan görür de merhamet duygusuyla borçlu olduğu ve ödemesi gereken parayı ona verirse bu doğru mudur? Hayır! Bu yanlıştır, çünkü şefkatli olabilmek için bundan önce özgür olmamız gerekir. Yoksula parayı vererek değerli bir iş yapmış olurum, ancak borcumu ödeyerek yalnızca yapmam gerekeni yaparım.

Bu olaya Kant tarafından baktığımızda Kant yoksula yardım yapmak yerine borcumuzu ödememiz gerektiğini söyleyecektir. Çünkü “borcunu günü geldiğinde ödemelisin” ahlak ilkesi veya kural hiçbir şekilde herhangi bir erdem adına ihlal edilmemelidir. Buna karşın, erdem ahlakıyla hareket eden birisi, içinde bulunduğu koşulları değerlendirerek yoksula yardım etmeyi seçecektir.

Erdem ahlakına göre bir eylemi doğru yapan onu gerçekleştiren bireyin karakter özelliğinin iyiliğidir. Kantçı kurama göre ise, bir karakterin erdemliliği her zaman önceden doğru olarak kabul edilen eylem veya kural tarafından belirlenir.

Erdem Ahlakı Sorusu

Erdem ahlakı “Nasıl bir insan olmalıyım?” sorusunu ahlakın temel sorusu olarak görür. Bir başka ifadeyle, modern ahlak kuramları için yapma/eyleme önemli iken, erdem ahlakı için olma daha önemlidir. Buna göre, erdem ahlakı için nasıl eylemde bulunduğumuzdan ziyade nasıl bir insan olduğumuz önemlidir.

Erdem ahlakının bir başka ayırıcı özelliği duygulara ilişkin takındığı olumlu tavırdır. Ahlaki yargı sürecinde veya eylemde “duygular ne tür rol oynarlar veya oynamalıdırlar” sorunu antik Çağdan bu yana ahlak felsefesinin belli başlı tartışmalarından biri olmuştur.

Aristoteles ve Erdem Ahlakı

Aristoteles’e göre erdemler bize doğa tarafından verilmiş delillerdir, bu nedenle doğuştan erdemli veya erdemsiz olarak dünyaya gelmeyiz. Erdemler alışkanlıklarla kazanırlar. Aristoteles’e göre iyi yasam ruhun erdeme uygun şekilde hareket etmesiyle elde edilir Ancak ruhta, akılla isteğin çatışması söz konusudur. Bu çatışmada kendi-kendini kontrol edebilen (enkrates) insanda akıl yönü kazanırken, kendini kontrol edemeyen (akrates) insanda ise istek kazanır.

Aristoteles’in erdem anlayışı dört temel ilke içerir. Birincisi, erdem bir alışkanlık veya karakter durumudur. Karakterin kazanılması eğitimle ve uygulamayla ortaya çıkar. İkincisi, erdem seçim içerir; Erdemli insan ne yaptığını bilen kişidir. Üçüncüsü, orta yol bize göre orta yoldur. Cömert insan çok az veya çok fazla veren insan değil, uygun miktarda, doğru insana ve doğru zamanda veren insandır. Son olarak, orta yolu belirleyecek olan akıdır: Her orta yol erdem olmadığına göre, neyin erdemli seçim veya erdemli eylem olduğunu belirleyecek olan pratik akıldır.

Aristoteles’e göre, duygular ahlak motivasyonunun tesadüfi nitelikleri veya estetik muntazamlığı değil, erdemin ve onun yerine getirilmesinin gerekli ve güvenli unsurlarıdırlar.

 

Kaynakça

http://www.filozof.net/Turkce/felsefe/felsefe-akimlari/48755-deontoloji-nedir-deontoloji-ve-etik-tanimi-hakkinda-bilgi.html

http://www.felsefe.gen.tr/filozoflar/john_locke_toplumsal_sozlesme_nedir.asp

https://dusunbil.com/jean-jacques-rousseau-toplum-sozlesmesi-uzerine/

https://www.dmy.info/erdem-nedir-fazilet-ne-demektir/

Erdem Ahlakı: Son dönem tartışmalara ilişkin eleştirel bir değerlendirme – Sedat Yazıcı

Mehmet Koçyiğit, Esra Tekel, Engin Karadağ – Eğitimde Ahlak ve Etik,

http://acikarsiv.ankara.edu.tr/browse/24786/AhmetYILDIZtez.pdf?show

http://www.yenifelsefe.com/teorik-etik-metaetik

http://www.yenifelsefe.com/normatif-etik-veya-deontolojik-etik

https://www.turkcebilgi.com/normatif_etik

http://www.wikizero.biz/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvTWV0YS1ldGlr

https://dergipark.org.tr/download/article-file/52074

http://www.yenifelsefe.com/normatif-etik-erdem-etigi

http://www.wikizero.biz/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvTWV0YS1ldGlr

 

Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Atıf 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.